Bu Blogda Ara

YKY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YKY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2016 Pazartesi

CESUR ÇOCUKLARA KORKU HİKÂYELERİ-BÜYÜLÜ ORMAN

Bir sene sonra bu zamanlar, Deniz muhtemelen okumayı öğrenecek. İlk okuma kitaplarını bir kez daha tek başına okuyacak. Belki birkaç yıl daha uyumadan önce ona kitap okumamı isteyecek. Sonra bitecek. Böyle düşününce, uykudan önce kitap okuma faslı bir görev olmaktan çıkıyor ve keyfe dönüyor. Keyfe dönünce, kızımın bana daha da sokulmasını istiyorum. Sesimi değiştiriyorum, hızlanıyorum, yavaşlıyorum ama bir seri var ki, onu okurken sesimle tekinsiz, gizemli bir atmosfer yaratmaya çalışıyorum. Ve kitabın kapağını açmaya başlamadan önce soruyorum:
"Dinlemeye cesaretin var mı? Bu kitap cesur çocuklar için de,"
Koca bir "Evetttt" çıkıyor ağzından. Gözleri büyüyor, bana sokuldukça, sokuluyor. Çocuklara masal anlatmanın, kitap okumanın en güzel yanı da bu işte. Dört beş yıl önce olsa, "Okul öncesi çocuğa korku hikâyeleri okumak mı? Asla!" derdim. Şimdi hiçbir sakınca görmüyorum. Çünkü masalın yollarında yürüdüm ve korku hikâyelerinin yalnızca korkutmak amaçlı anlatılmadığını öğendim. Korku hikâyeleri dinlemek bizi tedirgin eder ama bir o kadar da haz verir. Battaniye altına girmenin, annene sokulmanın ayrı bir tadı, hazzı vardır. Ve bu hikâyeler bizi uyarır, bilgilendirir. Nerelerden uzak durmalıyız? Korkunun mitleriyle karşılaşırsak başımıza neler gelir? Bundan kaçınmak için neler yapmalıyız? Diyelim ki tedbirsiz davrandık ve gafil avlandık. Nasıl elinden kurtulacağız? Bu hikâyeler bizi korkulanla karşılaştırır, adrenalini yükseltir ve bilgiyi elimize bırakır.
Cesur Çocuklara Korku Hikâyeleri Vincent Villeminot'un yazdığı, farklı çizerlerin resimlendirdiği bir dizi. Her dizide kısa hikâyeler var. Büyülü Orman'ın içinde farklı kahramanların başından geçen sekiz hikâye var. Hikâyelerin ortak mekânı orman. Orman, masallarda sıkça kullanılan bir sembol. Ormana girmeden, başını belaya sokmadan ve bu beladan kendi çabalarınla kurtulmadan büyümenin yolu yok. Büyülü Orman'daki hikâyelerde olan da bu! Hafiften ürperiyor, korkularımızla yüzleşiyor ve büyüyoruz. Bu hikâyeleri okumak, çocuğa bak burada hiçbir şey yok, neden korkuyorsun demekten çok daha etkili ve eğlenceli. Size tavsiyem okurken sesinize gizemli bir hava katın, çaktırmadan bir elinizle yatağın kenarına vurun, tıkırtılar çıkartın. İşin sonunda size sokulması ve sarılması olası bir yavru yatıyor yanınızda. Fırsatı kaçırmayın!


Cesur Çocuklara Korku Hİkâyeleri Büyülü Orman
Yazan Vincent Villeminot
Resimleyen Fred Multier, Loic Mehee, Anais Goldemberg
Çeviren Esra Özdoğan

12 Ekim 2016 Çarşamba

BİLGİ AVCILARI GİZLİ GÖREVDE BEYOĞLU MACERASI

Cuma günü İstanbul'a gidiyoruz. Deniz her ne kadar İstanbul'da doğduğunu bebekken Çanakkale'ye taşındığımızı iddia etse de bu doğru değil. Kısa ve az sayıdaki ziyaretlerimizde henüz şehri tanıyamadı, turistik noktalarını göremedi. Havaalanına geçmeden önce bir yarım gün var önümüzde. Orası mı burası mı derken sonunda gezi rotamızı çizebildim. Buna bir kitap vesile oldu: Sara Şahinkanat'ın yazdığı ve Ayşe İnan  Alican'ın resimlediği Bilgi Avcıları Gizli Görevde Beyoğlu Macerası kitabı. 
Şehirleri, ünlü müzeleri, mitolojiyi anlatan kitapları olabildiğince, takip edebildiğim kadarıyla arşivimize eklemeye çalışıyorum çünkü Deniz'in ancak hikâyesini bilirse, kendisini bir maceranın içinde hissederse zevk alarak, coşku duyarak gezebileceğine inanıyorum. Tek bir hedef vermemek de önemli tabi. Geçen kış Anıtkabir'i ziyaret edeceğimizi öğrenen öğretmeni, ona salonun her neresinde durulursa durulsun doğrudan gözlerimize bakan asker tablosundan söz ettiğinde, beni o noktayı bulana kadar hızlı hızlı çekiştirmiş ve hedefi bulduğumuz anda da "Tamam çıkabiliriz," demişti. 
Şimdi içim rahat. Varılacak yalnızca bir nokta yok önümüzde. Yazarın sunduğu uzun rota, bizi bekliyor.  
Kitabın kahramanları, Sinan ve köpeği Gezgin. Peşlerindeki Şifre Korsanlarını atlatarak gizli mektupları bulmaları, içindeki şifreyi çözüp bir sonraki hedefe varmaları ve gizli görevi başarmaları gerekiyor. Kitap bize klasik, edilgen bir okuma sunmuyor, Taksim Meydanında başlayıp Tünelde biten maceraya okur olarak bizim de katılmamız şart. İlk bulmacada başlangıç noktasını bulabilmek için kitabı aynaya tutuyor, şifreli anahtarı kullanarak Sinan ve Gezgin'in bir sonraki durağının neresi olacağını keşfediyoruz. Macera son hız devam ederken Beyoğlu civarındaki bütün sembol anıt ve yapıların adını, kimler tarafından yaptırıldığını, hangi amaçla kullanıldığını öğrenmiş oluyoruz. Ayşe İnal Alican'ın aslına uygun çizdiği illüstrasyonlar şahane. Deniz'e göstermem gerekeceğini hiç sanmıyorum. Heyecan içinde bir elindeki sayfalara bir sokağa bakarak dolaşacağına eminim. Bana da onun minik adımlarına ayak uydurmak ve eğlenmek kalıyor. 



Bilgi Avcıları Gizli Görevde Beyoğlu Macerası 
Yazan Sara Şahinkanat 
Resimleyen Ayşe İnan Alican 
YKY 




11 Eylül 2016 Pazar

DENİZ MASALLARI

Deniz'in okuma alışkanlıkları değişiyor. Aynı kitabı defalarca ve defalarca okutmuyor örneğin. Kitabın kapağını kapattığımda "Bitti" diye ağlamıyor. "En az üç kitap istiyorum," diye tutturmuyor. Yıllardır okuduğumuz okul öncesi resimli kitaplara şimdilik sırtını çevirdi. Belki okumayı öğrendiğinde, ilk göz ağrılarını yeniden kendi başına okumak ister. Kitaplığı genişliyor, daha az resimli, 6-10 yaş arası, yeni kitaplar ekleniyor. Bu hafta onlardan biri eşlik etti bize. 
Deniz Masalları, İtalo Calvino'nun derlediği İtalyan Masalları dizisinden. Dizinin diğer kitapları arasında Efsunlu Masallar, Azıcık Acıklı Masallar, Güldüren Masallar, Yengeç Prens gibi kitaplar yer alıyor. 
Kitaptaki masallar İtalya'nın farklı şehirlerinden derlenmiş. İsimleri Deniz'i güldürmeye yetiyor. Balık Kola, Yosunlarla Kaplı Adam, Uyuz Şah Sultan. Uyuz Şah Sultan, ismini zalim bir Osmanlı hükümdarından alıyor. Kitaptaki masallar, klasik masallar. Kahraman çoğunlukla bir yolculuğa çıkıyor. Tesadüfen hazineyi (bu hazine bazen mücevherler, altınlar, bazen yakışıklı bir prens ya da güzeller güzeli bir prenses oluyor) buluyor. Önüne birtakım engeller, kötü niyetli kişiler çıkıyor ancak özünde iyi yürekli kahramanımız kaderin tüm cilvelerine karşı koyuyor ve ödülün sahibi oluyor. Zirvede biten klasik masallarda formül basit: iyilik yap, iyilik bul. Keşke hayat her zaman peri adaleti sunsa bize. 



Yazan Italo Calvino 
Resimleyen Barabara Nascimbeni
Çeviren Meryem Mine Çilingiroğlu
YKY Doğan Kardeş/Masal 
8-11 yaş

10 Temmuz 2016 Pazar

YARAMAZ İKİ

Çocukların sayı saymasını eğlenceli buluyorum. Bir, iki, üç... dokuz, on, on bir ..., on on,  Arada karışıklık olsa da, çoğu birer birer ilerletmeyi başarıyor. İş dokuzlara gelince hesap azıcık karışıyor. Ve yinelemeler başlıyor. On on, yirmi on... Deniz de istisna değil. "On dokuzdan sonra ne geliyordu annoş?" sorularını cevapladığım bir dönemde (Nisan 2016) yayımlandı Yaramaz İki. 
İzmir Kitap Fuarı'nda Berat teyzeden imza alındı ve hop Deniz'in kitaplığına kondu.
Bu hikâye on kardeş hakkında. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10.
Günün birinde Yaramaz İki ortadan kaybolur. Kardeşler olan bitenin pek farkında değildir ama gürgür baba "Kalkın bulun bakalım, kayıp kardeş nerdeymiş?" diye buyurunca iş başa düşer. On abla kardeşleri toparlar. Tam aramaya başlayacakken kardeşlerinin telaşını gören İki, saklandığı yerden çıkar. Böbürlene böbürlene konuşmaya başlar.
"Buradaymı burada, şaka yapmıştım şaka
Tanık olunca birden düştüğünüz telaşa
Önemli olduğumu hemen anladım valla" 
Abla On, Yaramaz İki'ye tüm sayıların eşit ve önemli olduğunu anlatmaya başlar. Minik okurlar da sayılar hakkında epey malumat sahibi olur. Üstüne bir de saymayı öğrenir. Daha ne olsun?
Neşeli çizgiler Seçil Çokan'a ait. 



Yazan Berat Alanyalı 
Resimleyen Seçil Çokan 
YKY 
Okul öncesi

11 Haziran 2016 Cumartesi

BENEKLİ FAREMİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

Deniz'in en sevdiği bebeklik oyuncağı, bir İKEA kedisi. Peluş bir sarman. Adı Boncuk. Yıllardır Deniz'in elinde lime lime oldu. Kolu bacağı bir tarafa çekti. Bizimle pek çok yer gezdi. Bir bebek gibi oyuncak pusetin içinde gezdi. Pati gelince bir süreliğine pabucu dama atıldı ancak Pati azıcık hırçın olduğu, hoşlanmadığı davranışlar karşısında uzamış tırnaklarını ve dişlerini kullanmaktan çekinmediği için Deniz onunla çok da umduğunu bulamadı. Ve ilk göz ağrısına geri döndü. 
Geçtiğimiz haftalarda teyzesiyle bahçeye giderken Boncuk elindeydi. Dönüşte ise yoktu. En sevdiği oyuncağı kaybetme ihtimali, o denli gözünü korkuttu ki, öykücü beyin devreye girdi. 
"Boncuk telefon açtı anne. İzmir'deymiş. Gece otobüsüne yetişebilirse sabah gelecekmiş."
Boncuk tatilini uzattı. Anneanne evde temizlik yapana ve Boncuk'u tıkıştırıldığı delikte bulana kadar...
Niye mi bunları anlatıyorum. Son okuduğumuz kitabın kahramanı Deniz yaşlarında bir kedi. 
Pamuk tüylü, kara benekli yavru kedi Zeytin, büyükannesiyle dedesinin evinde masallar dinleyerek mutlu mırıltılarla uykuya dalıyor. Ancak birden bire çok sevdiği benekli faresinin kaybolduğunu fark ediyor. Ve kaybolan faresini aramaya koyuluyor. Bu arayış esnasında severek dinlediği masal kahramanlarıyla karşılaşıyor ve onlardan yardım istiyor. Bu telaşlı arayış, hepsinin bir rüya olduğunu fark etmesiyle sona eriyor. Keşke tüm yaşadıklarımız, bir rüya olsa. 



Yazan ve resimleyen Feridun Oral 
YKY 
Okul öncesi 

4 Haziran 2016 Cumartesi

İNANILMAZ BİR GECENİN HİKÂYESİ

Lyliane Adra ve Catherine Brillon'un birlikte yazdıkları İnanılmaz Bir Gecenin Hikâyesi fransızca aslından türkçeye çevrilirken kahramanın orjinal ismi (fransızcası nedir bilmiyorum) Deniz'e çevrilmiş. İlerleyen sayfalarda denizler tanrısı Poseidon, denizde başı derde girenleri kurtaran Amphirite ile tanışacağımız için olsa gerek. 
Hikâyenin kahramanı Deniz, boşanmış bir ailenin çocuğu. Biraz dertli. Çok arkadaşı yok zira. Babası yeniden evlendiği ve yeni kardeşi olduğu için sevilmediğini düşünüyor. Ve onları korkutmak amacıyla okul gezisi için geldikleri müzenin Yunan mitolojisine ait heykellerin bulunduğu salonunda saklanıyor. Kapılar kilitlenip el ayak çekilince şaşkınlık içinde başının üzerinde bir ayı postu bulunan heykelin elindeki yayı ve gürzü yere bıraktığını görüyor. Bu Herakles, bir yarı-tanrı, Zeus ve bir ölümlü Alkmene'nin oğlu. 
Deniz, Herakles'in hikâyesini merakla dinlerken birden yer titremeye başlıyor. Herakles, tanrıların sırrını verdiği için Poseidon'u kızdırdığının farkında ama hikâyeyi yarıda kesmesi işe yaramıyor. Heykellerle dolu salon sular altında kalıyor. Neyse ki denizde dara düşenlerin imdadına koşan Amphirite var. Bir yunusun üzerine atladığı gibi, Deniz'in yanında beliriyor ve yardım elini uzatıyor. Poseidon'un öfkesi de az biraz yatışıyor. Sular geri çekiliyor. Ortalık süt liman. Bu kadar maceraya yürek mi dayanır? Deniz de Herakles'in ayaklarının dibinde uyuyakalıyor. 
Sabah uyandığında müze bekçisiyle burun buruna geliyor. Bekçi, polise kayıp çocuk ihbarında bulunuyor. Kısa bir süre sonra, polis, tüm ailesi orada. Deniz çok yanıldığını ve fazlasıyla sevildiğini, önemsendiğini anlıyor.
Yazarlar, 'Heykeller hiç canlanır mı? Hepsi bir rüyaymış' diye düşünen rasyonelleri ters köşeye yatırmayı başarıyor.
Bir kütüphane kitabı olduğunu da sonsöz olarak söyleyelim. 




Yazan Lyliane Adre/ Catherine Brillon 
Resimleyen Selçuk Demirel 
Çeviren Sinan Fişek 
YKY 
9-10-11 (yayınevinin yalancısıyım)


29 Mayıs 2016 Pazar

YAĞMURLU BİR GÜN

Taşınma arifesinde kütüphaneden ödünç kitap almak pek de iyi fikir değil ama yaptım. YKY ciltli kapak kitaplara özel bir zaafım var ancak okul öncesi kitaplarının çoğunu okuduk, bizi şaşırtacak, ters köşe yapacak kitap bulmamız zor. Yine de bulduğum Feridun Oral kitabına, Yağmurlu Bir Gün'e kayıtsız kalamıyorum. Deniz onun okuru olmaktan çıkmış oysa. Haksız da sayılmaz. Kahramanın yolculuğu, benzer bir formülle ilerliyor, her kitapta. Erken okuma kitaplığı için güzel kitaplar, ritmik bir hikâye, enfes resimler. Lezzetli ama bizim doyduğumuz bir tat. Kaybetmeden kütüphaneye iade etmeli.
Yağmurlu bir günde bahçeye çıkamayan Cem, yatağının üzerine dizdiği pelüş oyuncaklarıyla ilgili hayaller kurar. Arılar gibi uçar, bulutları kovalar, timsahlarla yüzer, papağanlarla şarkı söyler, akşam yemeği vakti geldiğinde ise aç bir kurt gibi sofradaki yemeklere saldırır. Koca bir öğleden sonrasını hayal kurarak, tek başına odasında oyun oynayarak geçiren Cem'e imrenerek baktığımı itiraf etmeliyim. Ağzından bir kez bile "Anne sıkıldım," çıkmayan bir çocuk mümkün mü? Belki ben de hayal kurmalıyım, bunun için.



Yazan ve çizen Feridun Oral
YKY Yayınları
Okul öncesi


15 Mayıs 2016 Pazar

NEŞELİ ORMAN'IN ÇEVRECİLERİ


Başlayacak, başlıyor derken Çanakkale Masalcılar Buluşması bitti.

Umut ve ilham verdi. Kulağıma masala dair yeni sözler çalındı. Merak duygum diri, içimde yoğun bir istek ve şevk… Sarıldık, öpüştük, fotoğraflar çektirdik. İyi hissetme hâli devam ediyor etmesine lakin Deniz’in de benim de bedensel enerjimiz bittiği için kendimizi anneannenin evine zor attık. Değil yemek yapmak, etrafı toplamak, parmak kıpırdatacak hâlim yok zira. Yemek, ılık banyo derken uyku zamanı geldi. Umarım yanımızda kitap vardır, dedi minik masalcı. Şanslı günümüzdeydik. Dün bıraktığım dizüstü bilgisayar çantamdan iki âdet kitap çıktı. Biri masal başı tekerlemesiyle çoktan kalbime taht kurmuş. Haksız mıyım, siz karar verin.

Evvel zaman içinde, masal senin içinde. İstediğin düşü kur, istediğin biçimde… İnanmazsan bir dene, bak ne güzel oluyor. Sen uykuya dalarken serüvenler başlıyor. Dilersen düş kurarak dünyayı dolaşırsın. Öyle eğlenirsin ki şaşırır da kalırsın. Düşüncede sınır yok. Düşlerde her şey olur. Masallar dinleyenin, düşleri renkli olur!

Eveledik geveledik, tekerleme tekerledik. Söz sözü çağırdı, boncuk gibi dizildi, bu masal oldu. Okuyanın avcuna kondu. Şimdi kapa avucunu masal kaçmasın. Çünkü bu masalın kahramanı neşeli eylemciler, ormandaki düşmanı alt edecekler. Haydi şimdi kulak ver:

Kulak veriyoruz ve geçtiğimiz aylarda Kazdağları eteklerinde gördüğümüz çam ağaçlarının etrafını pamuk şeker gibi saran beyazlıkların nedenini, çam ağaçlarına verdikleri zararı ve onlarla nasıl başa çıkılacağını öğreniyoruz.

Kitap, bizi ormanlara zarar veren  bir böcekle tanıştırıyor, bilgilendiriyor aynı zamanda arkadaşlığın, dayanışmanın gücüne dikkat çekiyor ancak iki cümle de birazcık kulağımı tırmalıyor.

“Çabuk Neşeli Orman’ın dostlarına haber verelim, işbirliği yapalım!” ve Ağlayan çamın yanından geçerken, “Diren!” diye seslenmişler. “Diren, yardım getireceğiz!”

İşbirliği ve diren kelimeleri kullanılmasa da, derdini anlatırdı bana göre metin. Bu iki kelimeyle yazar, azıcık slogan atmış gibi hissettim. İmza kadı kızında kusur arayan okur
 
 

Yazan Berat Alanyalı

Resimleyen Öykü Gölemen

YKY Yayınları yaş 6-7-8-9

7 Mayıs 2016 Cumartesi

KÜÇÜK AYI İLE AHLAT AĞACI

Bir hikâye kahramanı olarak güneşe kızabileceğimizi, Deniz'in gözlerini kısarak "kötü, kötü" diyebileceğini hiç düşünemezdim. Küçük Ayı İle Ahlat Ağacı bunu mümkün kıldı. İlk sahneden alalım ve aktaralım:
Göz ucuyla baktı Küçük Ayıcık. O koca portakal sanki geçebilecekmiş gibi, yine inin kapısından içeri girmeye çalışıyordu.
"Boşuna uğraşma! Dün de geçemedin, bugün de geçemeyeceksin! Lütfen, annemi çağırmadan çek git!" dedi.
Baktı ki Güneş, Küçük Ayı'nın hiç aldırdığı yok, istediği kadar yat! Bana ne?.. Nasıl olsa biraz sonra annen götürüp seni o soğuk suda, gölde yıkayacak!" dedi.
Annesinin kendisini gölde yıkayacağına inanan Küçük Ayıcık fırlayıp kalkıyor yerinden ama Güneş bu sefer de "Kandırdım, kandırdım!" diye bağırarak kaçıyor ve Deniz bir kez daha Güneş'e kızıyor. Kötü başlayan sabah, bir dizi talihsizlikle devam ediyor. Küçük Ayıcık yere düşüyor, paldır küldür yuvarlanıyor, ancak bir ahlat ağacına çarparak durabiliyor. Yetmiyor, başına kocaman bir ahlat düşüyor. Ve hain Güneş en tepedeyken bile Küçük Ayıcık'ı izlemeyi ve gülmeyi ihmal etmiyor. Henüz yüzüne dahi yıkamamış, annesinin yanına gidememiş Küçük Ayıcık, toplayacağı ahlatlarla annesini sevindirebileceğini düşünüyor. Ama ya ahlatlar tatlı değilse?



Yazan Yalvaç Ural
Resimleyen Feridun Oral
YKY
Okul öncesi

1 Mayıs 2016 Pazar

RUS YAZARLARINDAN MASALLAR VE ŞİİRLER

Havalar ısınıyor. Okul çıkışı parkta, bahçede oynayıp çamura bulanmacalar, tohum ekmeler, fide sulamalar başladı. Oyuna, doğaya doymuş, yorgun bir Deniz değil yine de karşımdaki. Bir yerlerde sızmıyor, uykuya teslim olmuyor. Evde de oynamak istiyor. Gözleri baygın baksa da kitap okumadan lambanın kapanmasına, iyi uykular öpücüğünün verilmesine razı gelmiyor. Bir süredir uyku öncesi çok uzun kitaplar okumak istemememe ağlamıyor, ayak diretmiyor. Uyku saatini geciktirdiysek kısa bir öyküye de razı ama bir masalla taçlandırmadan gözler asla ve kat'â kapanmıyor. Masal dağarcığım sınırlı. Sonuna geldim dayandım. Her gece anlatmak için yeni masallar bulur, okur oldum.
Rus Yazarlarından Masallar Ve Şiirler başvurduğum kaynaklardan biri. Tolstoy, Gorki, Mayakovski, Jukovski gibi Rus edebiyatına damgasını vurmuş isimlerin kaleminden masallar ve şiirleri Hazal Yalın derleyip çevirmiş, Ali Benice resimlemiş. Yalancı kargalar, kardan kızlar, ördeklerle yolculuk eden meraklı, gezgin kurbağalar (Deniz'in favori masalı), ak ördeklere dönüşen güzel prensesler, gizemli lale ağaçları... Rus yazarların inşa ettiği masal dünyasına hoş geldiniz. Unutmayın masallar anlatıldıkça yaşar. Boş verin okumayı, aklınızda kaldığı kadarıyla anlatın, birkaç cümleyle geçiştirilen yerleri uzun uzun betimleyin, önüne ardına uzun bir masal tekerlemesi ekleyin ve uyku öncesinin son keyifli ânının tadını çıkarın.


Derleyen ve çeviren Hazal Yalın
Resimleyen Ali Benice
YKY Doğan Kardeş
Masal 8-11

16 Nisan 2016 Cumartesi

BALIKÇI OSMAN

Deniz bir dönem İstanbul'da yaşadığımı bildiği için benim orada doğduğumu düşünüyor. Ve annesiyle benzer gözlükler takmak, benzer kıyafetler, ayakkabılar giymek yetmediğinden benimle aynı şehirde doğmuş olmayı istiyor. Onu İstanbul'da doğmadığıma ve kendisinin de İstanbul'da doğmadığına inandırmak mümkün değil. Olanca inandırıcılığıyla İstanbullu olduğunu anlatıyor, yeni tanıştıklarımıza. Oysa İstanbul'da bulunduğu gün sayısı, iki elin parmaklarını geçmez. Bir şey kaybetmiş değil! Çocukların eğitimi için büyük şehirlerde yaşamak gerektiğini savunanlardan değilim. İstanbul'da yaşamanın özlenir ya da özenilir bir yanı yok, bana göre. Ama ne demişler: Yiğidi öldür, hakkını yeme. İstanbul her şeye rağmen masalsı bir şehir ve konu olduğu filmlerde, kitaplarda bir mekân olmakla yetinmiyor, büyüyor, taşıyor, anlatının sessiz ancak güçlü bir kahramanına dönüşüyor. Resimli çocuk kitaplarına da çok yaraşıyor. Tavsiye üzerine edindiğimiz Balıkçı Osman İstanbul üzerine az sözlü, güzel resimli, edinilesi bir çocuk kitabı. YKY etiketli kitabı Anne Hofmann yazmış ve resimlemiş.
Kitabın kahramanı olan iki martıdan biri olan anlatıcı bize İstanbul'da geçen olağan bir günü anlatıyor. O günün de diğer günlerden farkı yok. Karınları aç ve bir balıkçı, balıkçı Osman oltası ve ittiği el arabasıyla deniz kenarına doğru ilerliyor. Kahramanlarımız mutlu. Denklem basit. Olta artı balık eşittir tokluk. Ama kazın ayağı öyle değil. Oltaya balık dışında ne kadar ıvır zıvır, süprüntü varsa takılıyor. Bir süre sonra Osman'ın derdinin balık tutmak değil, denizden hurda yığını çıkarmak olduğu anlaşılıyor.
Gece olup hava kararınca Osman deniz kıyısına oturdu. Oltasına takılan çerçöpü karıştırmaya başladı. Döküntüleri eğip bükmeye, şurasını burasını değiştirmeye başladı. Derken elindeki şey yavaş yavaş... Umduğumuzdan çok farklı bir şeye dönüştü.
Osman'ın dönüştürdükleri akşam gezintisine çıkanların anılarını, düşlerini uyandırır. El arabasının önündeki yığın hızla küçülür. Ancak iki martının karnı hâlâ açtır. Sonunda Osman onları da mutlu etmenin bir yolunu bulur.
 
 
 
Balıkçı Osman
Yazan ve resimleyen Anne Hofmann
Çeviren Şeyda Öztürk
YKY
Okul öncesi

2 Nisan 2016 Cumartesi

KÜÇÜK HASIR ŞAPKA

Hikâyenin kahramanı, Lena adlı bir kızın kırmızı kurdele ve çiçekle süslü hasır şapkası. İkilinin yolları Lena'nın onu oyun parkında bank üzerinde unutmasıyla ayrılıyor. Lena unuttuğunu fark edip ertesi gün geri dönüyor dönmesine ama yaramaz bir rüzgâr hasır şapkayı çoktan oradan uzaklaştırdığı için buluşamıyorlar. Lena üzülüyor mu, bilmiyoruz bu hasır şapkanın hikâyesi ve o üzgün.
Rüzgârla savrulmaya devam ediyor, hava soğuyor, yağmurlar yerini kara bırakıyor. Üstelik bir saksağan da güzelim çiçekli kurdelesini alıp gidiyor. Kendini basit bir saman yığınından farksız, çaresiz hissettiği anda, içinde bir sıcaklık, kımıltı hissediyor. Kara bulutlar dağılıyor, evden uzak olmak canını yakmıyor çünkü kendisi bir yuvaya dönüyor.
Yazar, yarattığı kahramanın konuşabileceğinden emin değil galiba, çocuklara soruyor. "Daha önce bir şapkanın konuştuğunu duydunuz mu?" Ne zaman böyle araya giren bir yazar görsem, G.K. Chesterton'un deyişi geliyor aklıma. "Masallar, çocuklara ejderhaların var olduğunu söylemez çünkü çocuklar ejderhaların var olduğunu zaten bilirler."
Ciltli kapak, güzel çizgiler ancak hoş bir tat bırakmadı bizde. Her YKY kitabını da beğenecek değiliz ya!
 
 
 
Yazan Celine Lamour-Crochet
Resimleyen Feridun Oral
Çeviren Korkut Erdur
YKY Okul öncesi

14 Şubat 2016 Pazar

BÖĞÜRTLEN CİNİ VE SARI GAGA

Doğa Oyunları Evi'nin yürüttüğü Doğa Arkadaşımın Kutusu oyununu, sonbahar oyununa katılımın çoktan kapandığı, doğa gözlemlerinin bittiği ve paketlerin gizli arkadaşlara ulaşmaya başladığı günlerde keşfettik. Oyun Deniz'in ilgisini çekti. Yürümemiz gereken uzun (ona göre) mesafelerde onu motive bile etti. Kendisini taşıtmak istediği pek çok durumda "Hadi gizli arkadaşımıza hazine bulalım," diyerek ilgisini yorgun bacaklarından doğa keşiflerine çekebildim. Yine de kış oyununun bana göre olmadığını söylemeliyim. Yaklaşık iki-üç haftasında eni konu hasta olduğumdan doğa gezintilerimiz yakın çevreyle sınırlı kaldı. Yollayacağımız paketi hazırladığımız günlerde gizli arkadaşımız Emre'den hediyemiz geldi. Paketin içinden çıkan her parça Deniz'i heyecanlandırdı. Ve bizde olmayan iki kitapla kitaplığımız biraz daha genişledi.
Böğürtlen Cini ve Sarıgaga Doğa Arkadaşımın Kutusu oyunundan ve gizli arkadaşımız Emre'den bize tatlı bir armağan. Böğürtlen Cini ve Sarıgaga bir kış masalı. Aynı zamanda sevgi ve fedakarlık masalı. Kanadı kırıldığı için göç zamanını kaçıran küçük kuşu, yaşlı bir ağaç, yapraklarını dökmeyerek korur. Günün birinde yavru kuşu, ormanda gezinti yapan Böğürtlen Cini'ne teslim edince son gücüyle tuttuğu tüm yapraklar bir anda dökülür, dalları çırılçıplak kalır. Günler geçer, kış olanca sertliğiyle devam etmektedir. Fırtınalı bir gecenin ardından soluğu ağacın yanında alan Böğürtlen Cini ve kargayı kötü sürpriz beklemektedir. Yıldırım düşmesi sonucu yanan ağaçtan geriye yalnızca yeni filizlenmiş bir dal kalmıştır. Böğürtlen Cini ve karga genç filizi toprağa dikerler. Yıllar içinde yaşlı dostlarından yadigâr filizin fidana dönmesini ve serpilmesini izleyeceklerdir. Çünkü yaşam bir döngüdür.
Deniz yaşlı ağacın ölmesini hüzünlü de bulsa, ağacın genç bir filizle yeniden can bulmasıyla avunamasa da dikkate değer bir kitap. Nefis kış manzarası da cabası.



Yazan ve resimleyen Feridun Oral
YKY
Okul öncesi
 

6 Aralık 2015 Pazar

AFACAN RESİMLER

Deniz'in kitap sevgisi ve bikipak maceramızı bilen dostların varlığıyla Deniz'in kitaplığı büyüyor. Son kıymetlimiz Aysun ve Onur'un hediyesi Afacan Resimler. Önce kedili bir kitap almayı düşünmüşler ama herkesçe malum kedi sevgimiz nedeniyle pişti olmaktan çekindikleri için bu şahane kitapta karar kılmışlar. İyi de yapmışlar. Okurken pek keyifli vakit geçirdik. Sıkı bir maceranın içinde bulduk kendimizi, kahramanların tempolu yolculuğuna eşlik ederken nefes nefese kaldık. Bir çözüm bulduklarında derin bir oh çektik. Ve sonunda kıkır kıkır güldük.
Lodolinda mutlu olduğu zaman kelebek, gelincik resimleri yapmaktadır. Ama ya kızgın olduğunda? Öfkeli boğalar, korsan gemileri...
Bir gün evde, ailesinin arkadaşlarının oğlu Federiko'yla baş başa kalır Lodolinda. Federiko, denizdeki hortumun neye benzediğini anlasınlar diye, akvaryumdaki balıkları bulaşık makinesine koymaya kalkışınca, Lodolinda çok sinirlenir.
Lodolinda, artık Federiko'yla oynamak istemediği için odasına resim yapmaya gitti. Çok kızgın olduğundan, boynuzlarını eğmiş, saldırmaya hazırlanan yaralı bir boğa resmi yaptı.
Federiko altta kalır mı, hemen şaha kalkmış, avının üzerine atılmaya hazır bir kaplan yapar, birbirlerini çizdikleri resimler yoluyla alt etmeye çalışırlarken, desenler canlanır ve macera başlar. Bir süre sonra kendi yarattıkları çizgilerden birlikte kaçmak zorunda kalırlar. İtalo Calvino'dan tempolu, eğlenceli bir kitap. Kalınlığı sizi yanıltmasın 94 sayfa bir solukta bitiyor.
 
 
 
Yazan Italo Calvino
Resimleyen Giulia Orecchia
Çeviren Filiz Özdem
YKY Yayınları Doğan Kardeş
5-8
 

17 Ekim 2015 Cumartesi

ÜÇ KEDİ BİR CANAVAR

Yazdan kalma bir gün vardı dışarıda.
İş, bebek ziyareti derken saat altı civarı ancak kendimize vakit ayırabildik. Niyetimiz kordonda şöyle bir gezinmek ve bir şeyler yemekti ama Deniz'in isteği üzerine kendimizi 17 Burda'da bulduk. D&R geldi ya, itiraz etmiyorum. Yemeğin ardından istikamet belli.
Bugün İdefix'e sipariş verdim. Kitap almaya niyetim yok. Şöyle bir bakacağım raflara, öylesine... Deniz boyuna kitap taşıyor bana. Hiç de fena kitaplar değil üstelik. Aile Çay Bahçesi, Üstü Kalsın...
Bende var Deniz bunlar, diyorum. Bu sefer raflar arasında tanıdık kitaplar bulma telaşına düşüyor. Arı gibi uçuşuyor kitaplar arasında. Görsel hafızası bizi gülümsetiyor.
Gözüm doyduktan sonra çocuk kitaplarının olduğu bölüme gidiyoruz. Yerini çok iyi bildiği için benden önce varıyor oraya. Müze ve Frederick karşılıyor bizi raflarda. Bu kitaptan bizde var nidalarımıza baboşun cevabı net: "Bütün kitaplardan aldığınız içindir."
Raflar arasında Pati isimli bir kedi kahraman görünce Deniz'e gösteriyorum. Minik tekirimizin adı da Pati ya, heyecanla istiyorum, istiyorum, diyor. Hızlıca göz atınca daha küçük yaş grubuna hitap ettiğini görüyorum ve kedili iki şahane kitapla onu ikna ediyorum. Üç Kedi Bir Canavar ve Kedi Adası. Ve doğru kasaya...
Üç Kedi Bir Canavar, Üç Kedi Bir Dilek kitabında tanıştığımız Pati, Piti ve Pus'un yeni macerası. Sara Şahinkanat'ın şiirli, şekerli anlatımı ve Ayşe İnal Alican'ın çizgileri birbirine çok yakışıyor. Bizi asla hayal kırıklığına uğratmayan bir ikili onlar, tıpkı Julia Donaldson ve Axel Scheffler gibi.
Ne güzel, bembeyaz her yer...
Karla kaplanmış sokaklar, kaldırımlar, evler...
Piti, Pati ve Pus şaşkın.
İlk kez görüyor "kar"ı
Yağan taneler gıdıklıyor minik burunları.
İlk kez gördükleri kar, neşelendiriyor onları. Kardan kedi yapıyorlar, kartopu oynuyorlar, kızakla kayıyorlar ve farkına varmadan evden epey uzaklaşıyorlar.  
Kararınca hava, üşütünce soğuk onları, arıyorlar sığınacak bir kuytu. O anda gözlerine çarpıyor bir kâğıt parçası. Okuyunca orada yazılanları, alıyor minik yavruları bir korku.
"Dikat! Canavara yaklaşmayın, bu aralar çok sinirli!"
Kim bu canavar? Ona yakalanmadan eve dönmenin yolunu bulabilecekler mi? Cevaplar kitapta. Bir önceki kitapta olduğu gibi son sayfada minik kedicikerin ve elbette meçhul canavarın parmak kuklası sizleri bekliyor.


Yazan Sara Şahinkanat
Çizen Ayşe İnan Alican
YKY Yayınları
Okul öncesi
 

29 Ağustos 2015 Cumartesi

ZUZU'NUN ORMANI

Zuzu, Görkem K. Aksoy'un yazdığı, Simeon Tennant'ın çizdiği bir kahraman. Serinin şimdilik üç kitabı var. Zuzu'nun Ormanı, Zuzu ile Uykucu Baykuş, Zuzu Çöplükte. Seriyi okumaya ilk kitap olan Zuzu'nun Ormanı ile başladık. Bildiğimizden değil aslında, kütüphanede rastlaştık hepsi bu. Deniz'i memnun eden bir karşılaşma oldu. Severek dinledi. Hikâyenin fikri hoşuna gitmiş olmalı. İtiraf etmeli, benim de gitti. Hayallere kapıldım. Gözümü kalemliğime diktim ve Yüce Momba'nın tebaasından birinin önüme atlamasını bekledim. Neden mi bahsediyorum? En iyisi baştan anlatayım.
Zuzu, yanından kâğıt, kalemi bir an olsun ayırmayan, hayvanları ve resim yapmayı çok seven bir çocuk. En büyük dileği de bir çiftlik dolusu hayvanla birlikte yaşamak. Günün birinde kalemliğinden bir kalem önüne atlar. Ve seslenir.
"Ben Sihirli Kalem'im.
Seninle dost olmak isterim..."
Sihirli kalemin vaatleri vardır. Zuzu kulaklarına inanamaz. Merak, kuşku, şaşkınlık içinde bir resim çizer, bir resim daha. Derken sokaklar hayvanlarla dolar taşar. İnsanlar mutsuzdur. Kimi korkar, kimi işine geç kalır. Hayvanların durumu da farklı değildir. Kimi sessizlik ister, kimi daha çok balık... Gün gelir, kasabalıların canına tak eder. Bu karışıklığın nedeninin Zuzu ve sihirli kalemi olduğuna hiç şüphe yoktur ancak onlara ne polis yardım edebilir ne de itfaiye.  Çözüm için gittikleri, sihirli kalemlerin en yaşlısı ve en bilgesi Yüce Momba herkesi mutlu edecek bir yol bulur.
Görkem K. Aksoy'un sitesini buradan inceleyebilirsiniz. http://www.gorkem.info/Sayfalar/default.aspx






Yazan Görkem Kantar Aksoy
Resimleyen Simone Tennant
Yapı Kredi Yayınları
Okul öncesi



 

19 Temmuz 2015 Pazar

KİRPİ OMLET

Diko, Piko ve Omlet her sabah erkenden kalkar, kahvaltılarını yaptıktan sonra bahçeye oynamaya çıkarlardı. Saatlerce bahçede oyun oynar, zamanın nasıl geçtiğini unuturlardır, ta ki anneleri çağırana dek.
Hayatlarının günlük akışlarını böylece öğrendiğimiz Kirpi biraderlerden Omlet bir gün kardeşleri uyurken kalkar, annesi evden çıkmamasını tembihlediği hâlde dışarı çıkar zira kuşlar onu çağırmaktadır, ayrıca kurbağa Peki'den de özür dilemelidir. Çünkü iki gün önce birlikte oyun oynarlarken yanlışlıkla dikenleri Peki'ye batmış ve onun canını yakmıştır. Bu arada Omlet'in adı "başındaki sert dikenlerin arasındaki bir tutam turuncu renkli tüycük" nedeniyle Omlet'tir. Yazar diğer isimlerin neden konduğunu açıklamaz bize.) Omlet o denli hassas bir kirpidir ki canı yanan kurbağayla birlikte ağlar.
Kahramanın yolculuğu başlar, yolda birilerine rastlar ama bir numara olmaz. Kitap başkasının bahçesine izinsiz girmeyeeliimm  onun bin bir emekle yetiştirdiği meyveleri koparmayaalııım, annemizin sözünden hiç çıkmayalımmm arkadaşlar mesajıyla biter.
Ciltli kapak, sayfaları şöyle bir karıştırdığımda karşılaştığım güzel resimler ve YKY etiketi beklentimi yükseltmiş olmalı ki okuma bittiğinde sonuç benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Resimlere bakmaktan keyif aldık ancak hikâye ne beni ne de Deniz'i tatmin etti. Bir kez okuyup kütüphaneye iade ettik.


Yazan ve resimleyen Aysun Berktay Özmen
YKY
Okul öncesi

 
 
 

14 Haziran 2015 Pazar

CESUR ÇOCUKLARA KORKU HİKÂYELERİ

Çocuklukta her türlü gölgeyi, sesi, bir canavara benzetmek, heyecanla karışık bir korku duymak mümkün. Sadece çocuklukta mı?
Yeni evimizdeki ilk geceyi hatırlıyorum da... Deniz iki yaşına basmak üzereydi. Evde sadece ikimiz vardık. Salona henüz avize takılmamıştı. Hava aydınlıkken gözüme güzel görünen palmiye ağacının şiddetli rüzgârın etkisiyle sallanan dalları bir canavarın bana yönelmiş tehditkâr parmaklarına benziyordu. Karanlık koridoru koşarak aştım. Yatağa girdim ve Deniz'e sarıldım. Deniz biraz daha büyük olsaydı bu oyuna onu da katabilirdim. "İmdat bir canavar!" diye bağırarak battaniyenin altına girmek ve saklanmak eminim eğlenceli olurdu. Neyse şimdi korku konusunda tam kıvama gelmiş, Scooby Doo'yu izlemekten müthiş keyif alan dört yaşında cesur bir kız var evde.
Kısa ve yoğun İstanbul ziyaretimizde Deniz'i babasına satıp aylak avare gezdim. Kadıköy gezintim Alkım'da son buldu. Deniz'e de şahane bir kitap buldum. Hiç sevmediği araba yolculuğunu katlanılır kılması da işin sürprizi oldu.
"Deniz sana içinde korku hikâyeleri olan bir korku kitabı aldım."
"Hııı çok heyecanlıyım. Hadi okuyalım, okuyalım..."
Yol boyu okuduk. Ertesi gün kalkınca ve ... yaklaşık bir haftadır gece gündüz.
Okul öncesi yaş grubuna devler, su borularında yaşayan yaratıklar, evin içine saklanmış canavarlar ile ilgili hikâyeler anlatmayı uygunsuz bulanlar, G. K. Chesterton'un bu sözünü duymamış olmalı. "Masallar, çocuklara ejderhaların var olduğunu söylemez çünkü çocuklar ejderhaların var olduğunu zaten bilirler."
Kitapta yer alan sekiz kısa hikâye karanlıktan, tavan arasından, küvette yalnız yıkanmaktan korkan çocuklara, bu canavarlarla başa çıkmayı, yenmeyi, bazen korkutup kaçırmayı, bazen arkadaş olmayı, bazen canavar sandıkları şeylerin mantıklı bir açıklaması olduğunu, bazen de en iyisinin bir uzmanı çağırmak olduğunu anlatıyor. Ve en sonunda bir kahraman gibi hissettiriyor.



Yazan Vincent Villeminot
Resimleyenler Anais Goldemberg, Loic Mehee, Fred Multier, Frederic Niedbala
Çeviren Yalçın Varnalı
YKY
Okul öncesi
 

3 Haziran 2015 Çarşamba

AY'I KİM ÇALDI?

Halk Kütüphanesi'ni sık kullanıyoruz. Bilmeyen yok! Deniz'in bakmalara doyamadığı, açıp açıp kendince okuduğu "Çanakkale'nin En Çok Kitap Ödünç Alan Çocuğu Belgesi" de bunun ispatı. Her defasında rafları eşeliyorum ve bütün güzel kitapları okuduğumuzu düşünüyorum. Hadi severek okuyup özlediklerimizden bulayım bari derken bir sürprizle karşılaşıyorum. Ay'ı Kim Çaldı? mesela. İngilizler bu işi gerçekten biliyor. İngiliz Çocuk Edebiyatı örneklerinden yüzümüzü güldürmeyen, bizi tatmin etmeyen tek örnek yok. Elime alıp okumaya başladığım anda hikâyenin içine giriyor Deniz. Meraklanıyor, sorular soruyor, resimleri inceliyor ve metinle resim arasında bir uyuşmazlık bulursa hemen itiraz ediyor. Benim de aldığım keyif katlanarak artıyor. 
Yazar Helen Stratton-Would'un oğlu ve hikâyenin kahramanı Bertie, dilimize çevrilirken Berk olmuş. Şimdiki çocuklar, izledikleri yabancı çizgi filmler sayesinde her türlü yabancı ismi doğru telaffuz ediyor ancak bazen evdeki büyükler doğru okuyamadığı için bu isim değişiklikleri bence hiç de fena fikir değil.
Berk çok şanslı bir çocuk. Çatı katındaki odasında, göğe bakan bir penceresi var. Yatağına yattığı zaman gökyüzünü seyredebiliyor. Kuşları, bulutları ve uçakları izlemeye bayılıyor, ama en çok Ay'a bakmayı seviyor.
Ama bir gece Berk tam yatmaya hazırlanırken Ay'ı göremiyor. Ay'ın çalındığından çok emin. Bunu yapan gececil hayvanlardan biri olmalı diye düşünüyor. Sonraki sayfada gececil hayvanlardan örnekler sunuluyor. Ve Berk cevabı bulmak için yola koyuluyor.
Berk önce Kirpi'yi gördü. "İyi akşamlar Kirpi!" diyerek, kibarca söze başladı. Ne de olsa, Kirpi'nin kalbini kırmak istemiyordu. "Acaba Ay'ı gördün mü? Onu hiçbir yerde bulamıyorum da." Berk'in yolculuğu devam ediyor. Karşılaştığı çeşitli gececil hayvanlara (ki bunların hiçbiri gececil hayvanların resmedildiği sayfada yer alanlardan birisi değildir ve bu Deniz hanım için elbette bir sorun ve itiraz kaynağıdır) bu tekrarlayan kalıpla Ay'ın nerede olduğunu soruyor ta ki cevabı bulana kadar...



Yazan Helen Stratton-Would
Resimleyen Vlad Gerasimov
Çeviren Derya Çebi
YKY
Okul öncesi
 

3 Kasım 2014 Pazartesi

YARAMAZ FARELER

Kısa İstanbul kaçamağımızdan yeni kitaplarla döndük.

Cumartesi günü Galatasaray'da arkadaşlarımı beklerken kalabalıktan kaçmak için YKY'ye girdim. Deniz'e buradan kitap seçmek giderek zorlaşıyor. Çoğu evde ya da Halk Kütüphanesi'nde var. Sürekli okuduğumuz Feridun Oral, Yalvaç Ural ve Sara Şahinkanat kitaplarından bir tane daha edinmek istemiyordum. Ayşegül serisinden ise zerrece hoşlanmıyorum. Yeni, tanımadığımız bir yazar, çizer arayışındaydım. Seçenekler çok azalmış gibi gözükse de çok içime sinen bir kitap bulmayı başardım. Helga Bansch'ın yazıp çizdiği Yaramaz Fareler! Gülsen hanımın evini istila eden fareler öyle sevimli ve komik çizilmiş ki kitabı bir kez eline alanın aklını çelmemesi, alışverişine eklememesi imkânsız.

Gülsen hanım yılın üç mevsimi kır evinde mutlu mesut yaşamaktadır. Her kış onu canından bezdiren davetsiz misafirleri kaçırmak için uğraşmaktadır. Kış yine kapıdadır. Soğuktan ve açlıktan korunmak isteyen fareler taşınmaya başlamıştır. Hem de ne taşınma. Yataklar, denkler, sehpalar, kitaplar, pusette yavru fareler... Sonra amansız savaş başlar. Gülsen hanım en küçük delikleri bile tıkar, bütün yiyecekleri kutulara, çuvallara koyar, harekete duyarlı alarm taktırır, kapanlara zehirli gıdalar bile koyar ama farelerle başa çıkmak mümkün değildir. Fareler her yerdedir. Karnı tok sırtı pek akıllı fareler zehirli gıdaları yemedikleri gibi Gülsen hanıma kızdıkları için inadına yerleri pisletirler. Fareler öyle sevimli ve haklı çizilmiş ki ister istemez onlara kızamıyor ve onların tarafını tutuyorsunuz. Gülsen hanım uykusuz, öfkeli, sürekli fare pisliklerini temizlemeye uğraşırken fareler dans ediyor, kâğıt oyunları oynuyor, uyuyor, kitap okuyor, örgü örüyor, eni konu keyifli, güvenli, konforlu bir kış geçiriyor. Gülsen hanımın aldığı kedi de derdine derman olmayınca çaresiz çok sevdiği evinden ayrılıyor, şehre taşınıyor. Şehirde farelerden kurtuluyor ama kendisini çok yalnız ve mutsuz hissetmeye başlıyor. Bahçesini, dallarında kuşların cıvıldadığı ağaçlarını çok özlüyor.

Bazen parka gidiyordu. Park gezintileri ona biraz, o güzelim bahçesini hatırlatıyordu. Yanından eksik etmediği ekmek kırıntılarıyla sincapları ve güvercinleri besliyordu. “Kışın aç kalıyorlar” diye geçirdi içinden, “tıpkı fareler gibi...”

Çözüm her zaman karşındakini anlamakla başlıyor. Gülsen hanımın aklına harika bir fikir geliyor. Neşeyle evine geri dönüyor. Sonunu elbette söylemeyeceğim ama bir ipucu vermekten de geri durmayacağım. Birlikte yaşamak mümkün, yeter ki anlaşmaya gönlün olsun!
Avusturyalı yazar çizer Helga Bansch 25 yıl ilkokul öğretmeni olarak çalışmış. Aynı zamanda ressam. Yazdığı ve resimlediği kitaplar Viyana Çocuk Kitabı Ödülü, Avusturya Çocuk ve Gençlik Kitabı Ödülü, Steiermark Eyaleti Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Ödülü gibi pek çok ödül kazanmış. Yavru Fareler dilimize çevrilen ilk kitabı.
 
 
Yazan çizen Helga Bansch
Çeviren Dürrin Tunç
+3
YKY