Bu Blogda Ara

18 Mayıs 2014 Pazar

ÜÇ KEDİ BİR DİLEK



Piti, Pati ve Pus, üç kafadar kedi, o gecenin hayatlarında bir dönüm noktası olduğundan habersiz her zamanki gibi damda sırt üstü yatıp yıldızları ve ayı izliyordu. Her şey Pus'un kayan bir yıldız görenlerin çok şanslı olduğunu, ne dilerlerse gerçekleşeceğini söylemesiyle başladı. Ve ondan sonra Piti için hiçbir şey aynı olmadı.

Piti yemeden içmeden uyumadan kesildi. Tek düşündüğü geceleri kayan bir yıldız görebilmekti. Boynu sürekli havada bir yıldızın kaymasını bekledi, bekledi durdu. Arkadaşları onun bu kadar çok istediği dileğin ne olduğunu düşünmekten kendilerini alıkoyamıyordu. Piti giderek dalgınlaştı. Yorgun ve uykusuzdu. Oysa damda yaşam dikkat gerektiriyordu. Bir gece Piti boynu havada yemek yerken lokması boğazına takıldı. Bu da yetmezmiş gibi ayağı kiremite takılıp düşmesin mi? Son anda Piti'yi kurtaran arkadaşları iyice telaşlandı. Anladılar ki, Piti kayan bir yıldız görene kadar bu sevdadan vazgeçmeyecek. Başına kötü bir şey gelmeden onu kayan bir yıldız gördüğüne inandırmanın yolunu aramaya başladılar. Düşündüler taşındılar. Sonunda Pus'un aklına harika bir plan geldi. Pus, Pati ve Bayan Leylek kolları sıvadı. Plan işe yaradı.

Sevgili yıldız, ne olur,

Pus ve Pati'yle dostluğumuz hiç bozulmasın,

sonsuza kadar yollarımız ayrılmasın.”

Pus ve Pati de işitiyor bu dileği.

Bu dileği işitince Pus ve Pati, Piti'yi kandırdıkları için biraz üzülseler de kısa süre sonra içlerini rahatlatacak bir gelişme yaşandı. Merak ediyorsanız alın okuyun. Üç tatlı kediciğin birbirlerini sevmesi, koruyup kollaması üzerine insanın içini ısıtan bir dostluk hikâyesi. Çizimler harika. Kitabın sonundaki etkinlik sayfasını kesip Piti, Pati ve Pus'un parmak kuklalarını da yapabilirsiniz. Sara Şahinkanat ve Ayşe İnan Alican tıpkı Julia Donaldson ve Axel Scheffler gibi harika bir ikili olmuş. Bu harika çizimler olmasa hikâye bu kadar etkileyici olmazdı sanırım. Denize aldığım kitapları genellikle internetten sipariş veriyorum. İnceleme şansım olmuyor. Benim gibi veliler bu ikiliyi bir kenara not düşsün. Ve gönül rahatlığıyla alışveriş sepetlerine eklesin.

Kategori:
Doğan Kardeş
Yazar: Sara Şahinkanat
Resimleyen: Ayşe İnan Alican
Sayfa: 32
Ölçü: 20 x 27 cm
ISBN: 978–975–08–2182–0
YKY'de 1. Baskı: Şubat 2012
YKY'de 5. Baskı: Şubat 2014

11 Mayıs 2014 Pazar

KORKULUĞUN KALBİ

Yalvaç Ural'ın yazdığı Korkuluğun Kalbi, Deniz'in ilk göz ağrılarından.
Kalın karton sayfalar dişleme ve yırtma ihtimalini ortadan kaldırdığı için bez kitaplardan sonra Deniz ile ilk okumaya, resimlerine bakmaya başladığımız kitap. Uzunca bir süre resimlere baktık, bazen sadece bir ya da iki sayfaya. Yavaş yavaş ilgisini çeken sayfa sayısı arttıkça resimlere bakarak kısaltarak anlattım. Artık başından sonuna kadar dinliyor.

 
Korkuluğun Kalbi ilk kez 1994 yılında Avusturya'da Mangold Yayınevi tarafından Hoşçakal Küçük Sığırcık adıyla Almanca olarak basılmış. 1995 yılında Almanya'da en çok satan çocuk kitabı olmuş. 1999 yılında Korkuluğun Kalbi ismiyle Türkiye'de yayımlanmış. Bizim elimizde bulunan kitap, 2007 baskısı. Bu baskının resimlerini dünyaca ünlü Arjantinli çocuk kitapları çizeri Sebastian Barreiro yapmış.
Kitabın iki kahramanı var. Biri kışı ve karı merak ettiği için ailesi ve arkadaşlarıyla sıcak ülkelere göç etmeyen Sığırcık kuşu diğeri de kışı geçirmesine yardım eden Korkuluk. Malum korkuluk, korkutmak kelimesinden türer, amacı da tarlaya konup kuşları kaçırmaktır. O yüzden ailesi ve arkadaşlarıyla birlikte sıcak ülkelere göç etmeyen sığırcık kuşu, kışı ceketinin cebinde geçirebileceğini söyleyen Korkuluk'tan çekinir. Ancak kısa sürede Korkuluk'a güvenir ve ceketinin iç cebine yerleşir. Orada soğuktan, aç kurtlardan korunur, ceketin cebinin içindeki buğday taneleriyle karnını doyurur. Baharın gelmesini, ailesinin, arkadaşlarının geri dönmesini beklemeye koyulur. Koca bir kışı birlikte geçiren iki dostun hikâyesi benim gözlerimden bir kaç damla yaş süzülmesine vesile oldu.
Yalvaç Ural'ın  "En sevdiğim kitaplarımdan biri" dediği Korkuluğun Kalbi kitabı bizim favorilerimiz arasında. Siz de alın okuyun, hediye edin.
Yalvaç Ural hakkında daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki linki tıklayın.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Yalva%C3%A7_Ural
Burcu Aktaş'ın Radikal gazetesinde yayımlanmış Korkuluğun Kalbi kitabı hakkındaki haberi için aşağıdaki linki tıklayın.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=234293

Yazan Yalvaç Ural
Resimleyen Sebastian Barreiro
Marsık Yayıncılık
Ciltli büyük boy 37 sayfa
Okul öncesi

 

4 Mayıs 2014 Pazar

TONİNO Keşke Görünmez Olsam

İdefix'in bahar kampanyasını kaçırmadım. Hazır Marsık Yayıncılık'ta indirim varken önceden almayı planladığım TONİNO Keşke Görünmez Olsam'ı da sepete ekledim. Kargo geleli dört beş gün oluyor ancak babamın rahatsızlığı, ev, hastane, iş arası koşturmaca derken yeni aldığımız kitaplara bakmadık Deniz ile. Dün gece yatmadan önce onun aklına geldi. "Annee, kargodan gelen yeni kipaklardan okuyalım mı?"
Tonino ile başlamak benim tercihimdi. Sebebi Birgün Kitap Ekinde yayımlanan bu güzel yazıydı elbette.
http://birgunkitap.blogspot.fr/2014/02/seni-sevmek-hayat-sevmeye-benzer-funda.html

Kitabın yazarı Gianni Rodari (1920-1980), İtalya'nın yetiştirdiği en iyi çocuk kitapları yazarı olarak biliniyor. Angela Nanetti'den sonra takip edeceğim, Deniz'e kitaplarını alacağım ikinci İtalyan yazarı tanımış oldum böylece üstelik ölümünden tam kırk dört yıl sonra... Kim bu Gianni diyorsanız kısa biyografisini okuyun.
Gianni Rodari, daha on yaşındayken şiirler yazmaya, müzikle uğraşmaya başladı. Amacı müzisyen olmaktı. Yirmi yaşında müzik öğretmeni oldu. İkinci Dünya savaşı patlayınca, ülkesinde gerçekleşen faşist düzene karşı girişilen harekete katıldı. Uzun süre gazetecilikle uğraşan yazar, bir çocuk gazetesinin de yönetmenliğini yaptı. 1947'de çocuklar için yazmaya başladı. Onun hayatının ikinci dönemi böyle başladı. Sonunda da, dünyanın en iyi çocuk kitapları yazarlarına verilen büyük ödülü, Hans Christian Andersen Ödülü'nü 1970 yılında aldı. Yapıtlarında, çağdaş konuları, peri masallarının anlatımıyla işlediği görülür. Bu onun büyük özelliğidir. Asıl amacının da, yazdığı kitaplarla, çocuklardaki yaratıcılığı, hayal gücünü harekete geçirmek olduğunu söylemiştir. 1951 yılında yazdığı, büyülü bir sebze-meyve kralığında geçen olayları anlattığı Soğan Oğlan ile ünü dünyanın dört bir yanına yayılmıştır.
Gelelim konusuna; Tonino, bir gün okula ders çalışmadan gider. Öğretmenin kendisini tahtaya kaldırmasından korkar ve "Keşke görünmez olsaydım" diye düşünür. Kısa süre sonra düşlediğinin gerçek olduğunu fark eder. (Tonino, görünmez olduğu andan itibaren, çizer Alessandro Sanna onu sınıftaki diğer çocuklardan farklı olarak nokta nokta şeklinde çizmiş. Deniz'in hikâyeyi resimlerden takip edebilmesi için bu detayı ona gösterdim.)Tonino, başlangıçta görünmez olmayı çok eğlenceli bulur. Sınıf arkadaşlarının saçını çeker, mürekkep hokkalarını devirir, otobüse bedava biner, pastanede tatlı, tuzlu canı ne çekerse yer. Ancak okula dönüp arkadaşlarıyla oynamak istediğinde işin rengi değişir. Kimse onu görmez. Uzattığı lolipopu almaz. Canı sıkılır, sonunda dayanamayıp ağlamaya başlar. "İyi de, gözyaşları kimsecikler onları görmezse neye yarar?" Bu kitabın en sevdiğim yerlerinden biri oldu. İkincisi ise Tonino'nun başka bir görünmezle, yaşlı bir dedeyle karşılaşması...Bankın üzerinde güneşlenen bir dedecik ona "Neden ağlıyorsun?" diye sormuş. Tonino, bu tatlı dedenin kendisini görmesine çok şaşırmış: "Nasıl yani? Siz beni görebiliyor musunuz? "Elbette görüyorum. Sen her gün bu yoldan geçip okula gidiyorsun.""Ama ben sizi daha önce fark etmedim.""Evet biliyorum. Beni genelde fark etmezler. Benim gibi bütün gün bu bankta oturan yaşlı birini, senin gibi çocuklar ne yapsın? Ben sizin için görünmez biriyim. " Bu konuşma sırasında dedenin elleri çizgi çizgi iken Tonino eski haline dönmüştür. Deniz'in bunu fark etmesi, "Aa anne bak Tonino, görünür olmuş!" demesi çok hoşuma gitti. Marsık Yayıncılık çocuk kitaplarını yaş grubuna göre etiketlemiyor. D&R 6-10 yaş olarak etiketlemiş. Bence okul öncesine de okunabilir. Deniz'e sadece bir kez okudum. Resimler onun alışık olduğu çizimlere benzemiyordu ancak kitabı sevmesine engel olmadı. Hikâyeyi ilk seferde anladı. Dedenin kendisini görünmez hissetmesi, ellerinin çizgi çizgi çizilmesi hakkında neler düşünüyor, kavrayabildi mi, ondan emin değilim. Bunun üzerine konuşmadık. Sonraki okumalarda belki fark eder. Her okumada resimlerde farklı, daha önceden dikkatini çekmeyen şeyler buluyor ve gösteriyor çünkü.
 
Yazan Gianni Rodari
Çizen Alessandro Sanna
Çeviren Tanay Burcu Ural Kopan
Marsık Kitap
24 sayfa
1. Baskı Haziran 2012
 

24 Nisan 2014 Perşembe

SAKAR CADI VİNİ UZAYDA

Çocuk kütüphanesinde bulduğum kitaplardan birisi daha.(Çanakkale Zeynep Bodur Çocuk Kütüphanesinden ödünç alarak okuduğumuz kitapları etiketliyorum. Ç.Z.Bodur Çocuk Kütüphanesi etiketine bakarak ödünç aldığımız kitapları görebilir, konuları hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Belki Çanakkale'de yaşayan anne babalara bir fikir verir.) Sakar cadı Vini ve kedisi Vilbur'un uzay macerası bizi gerçekten neşelendirdi. Kitabı ödünç verdikten sonra Deniz bir kaç kere sorunca geçtiğimiz haftalarda tekrar ödünç aldım. Deniz, kitabı tekrar kütüphanesinde görünce çok sevindi. "Anne sen bu kipakı geri götürmemiş miydin?" diye sordu. Sakar cadı Vini aslında 13 kitaplık bir seriymiş. Biz sadece bunu okuduk. Ama Deniz'in diğerlerini de seveceğine eminim. Bir kere komik bir dili var, resimler güzel ve sihir var. Daha ne olsun?
Sakar cadı Vini, geceleri teleskopuyla gökyüzüne bakmayı çok sever. Bir gece uzaktan bakmakla daha fazla yetinmez ve bunun büyük bir macera olacağını düşünerek uzaya gitmeye karar verir. Oysa Vilbur'un daha fazla maceraya ihtiyacı yoktur. Kelebekleri, yarasaları, gölgeleri kovalamak ona yeter. Vini sihir gücünü kullanarak bir roket yapar, astronot kıyafetlerini giyer, piknik sepetlerini hazırlar ve  yola çıkarlar. Vini, büyük sihir kitabını yanına almayı unutmaz elbette! Bir cadının ne zaman sihre ihtiyaç duyacağı hiç belli olmaz. Yol boyunca Vilbur'un korkudan aklı çıkar, çünkü laf aramızda Vini çok kötü roket kullanıyordur. Rengârenk gezegenler arasında kendilerine piknik yapacak şirin bir gezegen bulurlar. Roket pof diye yere iner. (Deniz kitap boyunca kullanılan pof, gürr, ıykk gibi kelimelere çok güldü.) Küçük gezegen sessiz ve huzurludur. Ancak her yerde komik, küçük delikler vardır. Vilbur, deliklerden birinin içine bakarken Vini de sepetten yiyecekleri çıkartır. Neler yoktur ki? Kabaklı çörekler, çikolatalı kekler, kiraz, krema... Derken deliklerin her birinden minik bir kafa çıkar.
"Tavşanlar!" dedi Vini.
"Uzay tavşanları pikniğimize geliyor!"
"Miyavv!" dedi Vilbur.
Bir uzay tavşanı hoplayarak gelip kremanın tadına baktı. Iyyh
Başka bir uzay tavşanı kabaklı çöreği denedi. Berbat.
Çikolatalı kekler? İğrenç.
Kiraz? Öğkk!
Anlaşılan bu yiyecekler uzay tavşanlarının damak tadına pek de uygun değil. O da ne, roketin üstüne hoplayıp ne yapıyorlar? Roketi koklayıp birer ısırık alıyorlar. Vini ve Vilbur uzay tavşanlarıyla nasıl başa çıkacaklar? Merak ediyorsanız alın ve okuyun. Keyifli zaman geçireceğinize garanti verebilirim.


Yazan Valeri Thomas
Resimleyen Korky Paul
Çeviri Bülent O. Doğan
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Okul Öncesi  

18 Nisan 2014 Cuma

TOP DİNG DIZ DAM ÇONG CIS TAK

Kitabın başlığı karışık mı geldi? Türkçesi: Sıkıcı bir pazar günüydü.
Çocuktum ufacıktım
Sıkıcı bir pazar günüydü
Babam oturmuş
Gazetesini okuyordu
Kendi çocukluğunuzu hatırlayın.
Red Kit bitmiş, kahvaltı sofrası kalkmış. Sıkıcı bir pazar konseri başlamış. Babanız ayaklarını uzatmış gazete okurken anneniz evde dağ gibi birikmiş çamaşırları ütülüyor siz de yetişmeyen ödevleri bitirmeye çalışıyorsunuz. Hayat hiç adil değil! Ertesi gün pazartesi. Hava güzelse biraz dışarıda oyun oynayacak yoksa banyo saati gelene kadar evde pineklemeye devam edeceksiniz. Birazdan anneniz gelecek  kollarınız ve sırtınız kızarana kadar keseleyecek, tırnaklarınızı kesecek. Ardından pijamalarınızı giyip Adile Naşit'in bu akşam adınızı söylemesini bekleyeceksiniz. Zaman değişse televizyon kanallarının sayısı artsa da pazar günleri çocuklar için ezel evvel sıkıcıdır. Babalar oturur gazete okur, anneler ev işinden başını kaldıramaz. Oysa çocuklar masanın üzerine eliyle vursa pata pata pat pata pata ve müzik başlasa... Herkes elindekini bırakıp müziğe eşlik etse ortaya çok güzel bir şarkı çıksa...
Pat pata pat çık çıkı çık tut tuut tut çing çong çang çıng tıpı tıp tıp dız dam cıs tak trak taka tak
Kapı çalmasa, dede evdekileri susturmasa, müzik bitmese, hepsi eğlenceli bir hayal olmasa...
 
 
TOP DİNG DIZ DAM ÇONG CIS TAK
Fatih Erdoğan
Mavi Bulut Yayınları Artık Kendim Okuyabilirim Serisi
 
Basit bir hikâyesi var. Aile fertlerinin her birinin elinde tuttuğu nesneyi bir müzik aletine çevirerek hep beraber çalmaları ve ortaya çıkan seslerin hikâyesi, Deniz'i de beni de çok eğlendiriyor. Onu sık sık evde kendi kendine top ding dız dam diye mırıldanıp sallanırken buluyorum. Kitabın boyutu gerçekten küçük, her nereye gitsek yanımıza alabiliyorum. Artık Kendim Okuyabilirim Serisi olduğu için el yazısıyla yazılmış. El yazısıyla  yazılmış çok kitap örneği yok zannediyorum. Hikâye bittikten sonra çocuğunuzla kitap hakkında konuşabilmeniz için altı tane soruya yer verilmiş.
1)Sence çocuğun neden canı sıkılıyor? Senin ne zaman canın sıkılır?
2)Çocuk can sıkıntısını gidermek için ne yapıyor? Sen canın sıkılınca ne yaparsın?  
3)Aynı sesleri sen de çıkarabilir misin?
4)Sen olsaydın başka ne tür sesler çıkarabilirdin?
5)Ailenle birlikte yapmayı en çok sevdiğin şey nedir?
6)Sesler birden neden kesiliyor?
Deniz henüz üç yaşında. Kitabı her okuduğumuzda bu soruları ona sormamı ve cevaplamak istiyor. Ancak verdiği cevaplar kitapla aynı izleği takip ediyor. Yine de "Senin canın ne zamanlar sıkılır?" sorusu ile bazı  ip uçları elde etmek mümkün. Bizimkinin en çok canını sıkan şey, benim ortadan kaybolup mutfakta yemek pişirmemmiş örneğin. Ama aynı bıdık evde yemekleri ben yapmadığımda "Sen de bana hiç yemek pişirmiyorsun! Ben seninle yemek yapmak istiyorum." diye sitem de edebiliyor. Birlikte yemek yapmaya başladığımızda ise "Ben çok yoruldum." diyerek çizgi film izlemeye sıvışıyor. Beşinci soruya Deniz'in cevabı "Müzik yapmak" olsa da ben onun da birlikte kitap okumamızdan, ona yeni kitaplar almamdan, onun için kütüphaneden eğlenceli kitaplar seçmemizden zevk aldığını biliyorum. Benim için günün en kıymetli anları onun gevşeyip uykuya geçeceği okuma saatleri, sonrasında uyuması ve benim okuma yazma saatimin gelmesi...
 
 
 

14 Nisan 2014 Pazartesi

KÜTÜPHANEDEKİ ASLAN

 
 
Kitaplar hayatı güzel kılar, aslanlarınınkini  bile.
Bir gün kütüphaneye bir aslan gelir. Kütüphanede görevli Bay Vızvız (Mr Mcgee) koşarak müdiresi Bayan Tatlıhava'ya (Mrs Merryweather) haber verir.
"Bayan Tatlıhava kütüphanede bir aslan var."
Bayan Tatlıhava kütüphanenin müdürüdür. Kurallar konusunda çok titizdir ancak kütüphane kuralları arasında aslanlar giremez, kitap okuma  saatinde masalcı teyzeden masal dinleyemez diye maddeler yoktur. Aslanın da sessiz olduğu, koşmadığı sürece diğer çocuklar ve velilerle birlikte kütüphanede kalma hakkı olduğunu düşünür.
Masal saati geldiğinde aslan diğer çocuklarla birlikte masal dinler, gözünü bile kırpmadan, sessizce, ilgiyle... Derken masalcı teyze yerinden kalkar, çocuklar dağılır. Aslan neler olduğunu anlamaz. O sadece masal dinlemeye devam etmek istemektedir, yapabildiği tek şeyi yapar ve kükrer. İşte bu kurallara aykırıdır! Bayan Tatlıhava kızar. Küçük bir kız çocuğu Bayan Tatlıhava'yı ikna eder. Aslana son bir şans tanınır. Kurallara uyduğu sürece kütüphaneye gelmeye devam edecektir.
Aslan ertesi sabah erkenden gelir. Masal saatine kadar Bayan Tatlıhava'ya yardım eder. Kuyruğuyla kitapların tozlarını alır, ödünç aldıkları kitapları zamanında getirmeyen okurlara gönderilen mektupların zarflarını yalar, üst raflara ulaşamayan küçük çocukları sırtına alır, yumuşacık tüylü gövdesi çocuklara minder olur. Aslan kısa sürede herkes tarafından çok sevilir. Kütüphanedeki işlere yardım ettiğini görenler arasında "Aslan gelmeden önce ne yapıyordunuz?" diye soranlar bile vardır. "Bu kadarı da fazla!" diye düşünür Bay Vızvız,  "aslan gelmeden önce de kütüphanede işler gayet güzel gidiyordu." der kendi kendine. Sabırla aslanın hata yapacağı günü bekler.
Bir gün aslan koşarak Bay Vızvız'ın masasına gelir. Ona bir şeyler anlatmaya çalışmaktadır. Bay Vızvız onu dinlemez. Aslan gözlerini ona diker, olanca gücüyle kükrer. Bay Vızvız şaşırır, korkar. Kendisini toparladıktan sonra aslana kızar. "Kurallara uymuyorsun işte!" der öfkeyle. Aslan bunun ne anlama geldiğini bilmektedir. Üzgün bir şekilde kapıya yönelir. Oysa aslanın kuralları çiğnemesinin çok önemli bir nedeni vardır. Gerisini kitaptan okuyun. Pişman olmayacaksınız.
Kütüphanedeki Aslan Michelle Knudsen'in Türkçeye çevrilmiş ilk kitabı. Avustralya, İngiltere, Japonya, Kore, Tayvan, İtalya, Fransa, İspanya, Hollanda, Finlandiya, Slovakya, Macaristan, Rusya gibi ülkelerde yayımlanan kitap, pek çok ödül de kazanmış.
• A New York Times Best Seller
• A Junior Library Guild selection
• School Library Journal's Best Books of 2006
• Amazon.com's #1 pick for their list of the Best Picture Books of 2006
• Nick Jr. Family Magazine’s Best Books of 2006 ("Most Droll")
• Publishers Weekly Cuffie Award
• Oppenheim Toy Portfolio 2007 Platinum Award
• 2006 Wilde Picture Book Award
• Child Magazine's Best Children's Books of 2006
• Winter 2006–2007 Book Sense Children's Picks List
• 2007 Book Sense Book of the Year Children's Illustrated Honor Book
• Irma S. and James H. Black Honor Book for 2006
• 2007 Time of Wonder Award winner
• The New Atlantic Independent Booksellers Association 2007 Picture Book of the Year
Uzun zaman önce Michelle Knudsen...
 
Michelle Knudsen, kendini bildiğinden beri yazıyla uğraşanlardan. İlk gençliğinde şiirler yazıyormuş, kolej ve üniversite yıllarında kısa hikâyeler yazmaya başlamış. Ancak asla çocuk kitapları yazacağını düşünmemiş. Random House Yayınevinde çocuk kitapları editörü olarak çalışmaya başlayınca işi gereği pek çok çocuk kitabı okumaya başlamış. Kazara içine düştüğü bu renkli dünya çok ilgisini çekmiş. Şimdi küçük okurlar için yazmaktan çok memnun. Başka bir iş yapmayı hayal bile edemiyor.
Kütüphanedeki Aslan en çok bilinen, sevilen ve Türkçe de dahil pek çok dile çevrilmiş eseri.
Yazarla ilgili daha çok bilgi almak için aşağıdaki linkleri inceleyebilirsiniz:
 
Dikkat bu kısım spoiler içermektedir!
Kütüphanedeki Aslan'ı kütüphanede buldum. 5-8 yaş grubu olarak etiketlenmiş. Ancak okuyunca Deniz'in seveceğini düşündüm. Uzun olsa da başından sonuna kadar ilgiyle bir seferde dinledi. Aslanın gitmesine üzüldü. Döndüğünde kollarını havaya kaldırıp "Yaşasın!" diye bağırdı. En ilginç yorumu kütüphanede beyaz kıyafetiyle oturan birine yönelik oldu.
 "Anne bu doktor mu?"
 "Hayır."
"Beyaz önlük giymiş ama. Bence doktor."
"Olabilir."
"Ne yapıyor küpüphanede? Neden gelmiş?"
"Belki kitap okumaya gelmiştir."
"Anne doktorlar kipak okumaz. Sadece diş doktorları kipak okur. Sen işten gelince kipak okuyorsun."

Yazan Michelle Knudsen
Resimleyen Kevin Howkes
Çeviri  Ekin Gökovalı
Tudem Yayınları 2007
48 s. kuşe ciltli
Yaş grubu 5-8
 
 

6 Nisan 2014 Pazar

BEKÇİ AMOS'UN HASTALANDIĞI GÜN

Son aldığımız kitaplardan biri.
2010'da New York Times tarafından En İyi Resimli Kitap, Publisher's Week tarafından 2010'nun En İyi Kitabı, 2011'de Caldecott Madalyasıyla ödüllendirilen Bekçi Amos'un Hastalandığı Gün kitabına bir ödül de Deniz'den geldi: Üç Haftadır Her Gece Yatmadan Önce Okunan İki Kitaptan Biri Olma Ödülü
İyi ki bir tane daha almışım. Deniz'in gideceği ilk doğum gününde hediye edilmek üzere şimdilik bizim evde yeni şanslı okurunu bekliyor.
İnsanı sarıp sarmalayan ısıtan dokunaklı bir hikâye...
Amos Mc Gee, gece oyuncak ayısıyla uyuyan, her sabah aynı saatte kalktığında pofuduk tavşan terliklerini ayağına geçiren sevimli bir ihtiyar. Çayı için bir kaşık, yulaf ezmesi için iki kaşık şeker isterken şeker kavanozuna "Lütfen" diyecek kadar da kibar. Her sabah erkenden kalkıyor. Üniformasını giyiyor. Kahvaltısını yapıp işine gitmek üzere otobüs durağına gidiyor. Saat tam altıda 5 nolu otobüse binip Hayvanat Bahçesi durağında iniyor. Çünkü Amos hayvanat bahçesinin bekçisi. Orada bir sürü işi var. Ancak arkadaşlarına vakit ayırmayı da ihmal etmiyor. Her hamleden önce uzun uzun düşünen fille satranç oynuyor, hiçbir zaman kaybetmeyen kaplumbağa ile yarışıyor, çok utangaç penguenle sessizce oturuyor, hep burnu akan gergedana mendilini ödünç veriyor, güneş batarken karanlıktan korkan baykuşa kitap okuyor. Kim bilir kaç zamandır, her gün sevgiyle, sabırla, emekle dostlarıyla tek tek ilgileniyor. Her birine farklı onun ihtiyaç duyduğu şekilde davranmayı ihmal etmiyor. Emek ve sevgi ekiyor. Bakalım ne biçiyor?
Bekçi Amos bir gün hastalanıyor. Kendisini iyi hissetmediği için işe gidemiyor. Her sabah onu görmeye alışmış olan hayvan dostları bu duruma şaşırıyor, Amos'u bekliyor. Günün ilerleyen saatlerinde gelemeyeceğini anlayınca 5 nolu otobüse binip Amos'un evinin yolunu tutuyorlar. Gerisini kitaptan okuyun. Kısa ama etkileyici bir dostluk hikâyesi. Seveceğinize eminim.
Resimler bir harika. Pastel ve yumuşak renkleri yüzünden Deniz'in sevmeyeceğini düşünmüş ve alma konusunda kararsızlık yaşamıştım. Tek kelimeyle "Yanılmışım!"
Kitabı alırsanız kırmızı balon, fare ve kuşun resimlerde ilerleyen hikâyesine de bir göz atın derim. Siz fark etmeseniz de bıdıklar muhakkak görecektir.  
 
Yapı Kredi Yayınları
Kategori: Doğan Kardeş
Çeviren: Esin Uslu
Resimleyen: Erin E. Stead
Sayfa: 36
Ölçü: 23.8 x 22.1 cm
ISBN: 978-975-08-2678-8
YKY'de 1. Baskı: Ocak 2014