Bu Blogda Ara

16 Mart 2015 Pazartesi

POSTACI ÇOCUK 2 PİRANDA'YA MEKTUP

Postacı Çocuk Enkidu Yayınları'ndan çıkan 3 serilik bir dizi. Çocuk Kütüphanesi'nin raflarından bana göz kırpıyordu nicedir ama bir türlü sırası gelmemişti. Hayatta tesadüf, doğru zaman diye bir şey var, oluyor yani. Sizin de başınıza geliyordur. Bir masal söyleşisinin ardından yemek için Karaüzüm'e gittik. Çanakkale'ye gelirseniz siz de gidin. Tavsiye ederim.
://www.otelkarauzum.com/anasayfa/index/tr
Grubumuza ayrılan masada Özlem Şekercioğlu Lesport ile tanıştık.
İstanbul'dan geliyormuş. Feribottan indiği gibi arkadaşlarıyla buluşmak için soluğu orada almış. Bir gün önce "yazdığım çocuk hikâyesine yayınevi arıyorum" temalı bir yazışmada kulakları çınlamışken, tanışıverdik. Ben de bunu bir mutlu tesadüf işareti olarak gördüm ve ertesi gün kütüphaneden Postacı Çocuk 2 Piranda'ya Mektup'u aldım.
Enkidu Yayınları, ismini Sümer Mitolojisi'ndeki bir kahramandan alıyor. Sümer dilinde Kırların İnsanı anlamına geliyor. Amaçları yerel hikâyeleri, hikâyeye uygun çizimlerle çocuklara ulaştırmak. Bir süredir yayıncılık faaliyetlerine ara vermişler. Bizim gibi şanslıysanız bulunduğunuz ildeki çocuk kütüphanesinden kitaplarını alıp okuyabilirsiniz. Umarım kısa sürede yeni kitaplarla ve eski kitapların yeni baskılarıyla aramıza dönerler.
 
 
 

Dizinin ilk kitabında İstanbul'da yaşan Panos ve köpeği Dost bir gün toprağın altında gömülü mektuplar bulurlar. Bu mektuplar, uzaklarda yaşayan çocuklara yazılmıştır. Mektupları sahiplerine ulaştırmak için onlara söz veren Albatros'un kanatları arasında maceralı bir yolculuğa çıkarlar.
Biz okumaya dizinin ikinci kitabıyla başladık. Panos, Dost ve Albatros İstanbul'dan yola çıkar. Karpat dağlarında yaşayan Piranda isimli bir kıza mektup götürmektedirler. Yolda karşılaştıkları insanlar ve hayvanların yardımıyla göçer konar Romanlar'ın izini sürerler. Bu arada biz de onların hiç yerinde durmadığını, yola devam ederken arkalarından gelenlere nasıl işaret bıraktıklarını, âdetlerini, yaralıları nasıl tedavi ettiklerini öğreniriz. Sonunda Panos, doğru yere geldiğini anlar ancak Piranda'yı nasıl bulacağını bilemez.
Albatros ona sabırlı olmasını, geceyi beklemesini söyledi:
-Zarfı iyice incele, mektubun sahibinin kim olduğunu anlatan bir işaret mutlaka vardır.
Albatros haklıdır. Bu aşamada evdeki miniği de oyuna katın ve ipucunu takip ederek Panos'tan önce Piranda'yı bulmasını sağlayın. Ve mutlu son! "Bir daha okuyalım anne, bir daha" garantili, keyifli bir kitap.
Kitabın görselleri ayrıca alkışı hak ediyor. Her bir sahne maket olarak hazırlanmış ve fotoğrafı çekilerek kitap hazırlanmış. Böylece derinliği olan görseller ortaya çıkmış. Biraz el becereniz varsa evde denemeler yapabilir ve siz de kendi kitabınızı hazırlayabilirsiniz. Özenmedim desem yalan olur.
Kitabın sayfalarından bir örnek:
 
 
Yazan ve Çizen: Özlem Şekercioğlu Lesport
Maket Uygulama: Tümay Tüzüner
Fotoğraf: Yavuz Draman
Enkidu Yayınları
Okul öncesi
 

9 Mart 2015 Pazartesi

UYKU CANAVARI

Yorgunluktan sızdığı üç beş nadir gece dışında, Deniz'in kendini uykunun kollarına bırakması hiç de kolay değil. Uykuya daldığında, evde onun dahil olmadığı bir hayatın devam ettiğini bildiği için ya da uykusunda yalnız kalmaktan korktuğu için belki de, kim bilebilir, çözmek zor. Göz kapaklarının en ağırlaştığı anlarda bile elleri avcumda, ellerim sırtında, şakalarında teslim ediyorum onu uykuya ve ancak öyle yanından çıkabiliyorum. Yoksa biliyorum ki gözlerim ekrana kilitlenmiş, parmaklarım hızlı hızlı klavyenin üzerinde gezinirken bir anda kapı açılacak ve duyduğum sesle irkileceğim. "Sen ne yaptığını sanıyorsun burada!"
O yüzden uyku temalı kitaplara rastladığımda kaçırmıyorum. Geçtiğimiz günlerde uyku öncesi gevşeme serisi adını verebileceğim seriden bir yeni kitap daha bulduk, elbette çocuk kütüphanesinde.
Peter'le bir gece vakti tanışırız, uykusunun kaçtığı, odasındaki tüm seslerin çoğaldığı bir anda... Tik tak, blup blup... Sesleri duymamak için başını battaniyenin altına sokmaya karar verir ama bu göründüğü kadar iyi bir fikir midir? Ya uyku canavarı ya da bir başka korkutucu şey gelir de onu göremezse... Kafasını battaniyenin altından çıkarır. Tam o esnada Peter'in yatağının  altında saklanan Uyku Canavarı da madem uyumuyor, tanışayım bari diye düşünerek saklandığı yerden çıkınca macera başlar.
Uyku Canavarı'nın hiç de korkutucu olmadığını, aslında çocukları korkutmak istemediğini, sadece arkadaş olmak istediğini ve bir tane bile korkunç olmayan masal bilmediğini öğreniriz.
"Bir tane bile korkunç olmayan masal bilmiyor musun yani? İçinde kirpi, elma ve Bahar perisi geçen masalı bile mi?" diye sordu Peter kafası karışmış bir hâlde. "Herkes bilir bu masalı! Çok güzeldir!"
Canavar, masalı bilmez ama şanslıdır, Peter masalı ezbere bilmektedir. Sonrası mı? Mutlu son, bana güvenin.
Bir gün karyolanızın altından üç gözlü pembe ve mor tüyleri olan Uyku Canavarı çıkarsa, ondan Peter'in öğrettiği masalı anlatmasını isteyin ve güvenle sarılıp uyuyun. Korkmayın! Yanınızda Uyku Canavarı varken kimse size ilişmeye cesaret edemez!



Yazan Maria Vaga
Resimleyen Anna Laura Cantone
Çeviren Handan Sağlanmak
Final Kültür Sanat Yayınları
Okul öncesi

5 Mart 2015 Perşembe

FİLLERİN KANATLARINA NE OLDU?

Bu kısa kitabın benim için iki önemli fonksiyonu var:
1)Ciltli kapak, küçük boy dış görünüşüyle her çantaya kolayca sığıyor ve deforme olmuyor. Bu yüzden iyi bir yol kitabıdır.
2)Dengeleyicidir. Uyku öncesi Deniz'in kitap seçimlerine pek karışmıyorum ama bazen abartıp çok kalın iki üç kitap seçtiğinde ve üstüne hâlâ kitap aramaya devam ettiğinde, müdahale diyorum. “Son bir kitap daha okuyalım onu da ben seçeyim.” Ve tek cümlelik sayfalarıyla tercihimi Fillerin Kanatlarına Ne Oldu? kitabından yana kullanıyorum.
Eskiden fillerin rengârenk, güzel biçimli kanatları vardı ama uçabilen filler diğer canlıların hayatını çekilmez kılınca periler bu işe bir dur demeye karar verdi. Filleri büyük bir ziyafete davet ettiler. Karınları tıka basa dolan filler uykuya dalınca da fillerin kanatlarını aldılar ve doğada tanıdığımız başka canlılara taktılar. O gün bugündür filler kocaman gövdelerini her yere yürüyerek taşıyor. Fillerin zıplayamayan tek memeli olduğunu biliyor muydunuz? Belki bu da perilerin bir lanetidir, kim bilir. 
Eski bir Hint masalından derlenen bu kitap biraz daha küçük yaş grubu için. Sonundaki bulmaca çocukların ilgisini çekiyor ve kısa metni sayesinde hikâyeyi akıllarında tutabiliyor ve kendi kendilerine mahsusçuktan okuyabiliyorlar. 



Anlatan Lesley Sims
Resimleyen Katie Lovell 
Çeviren Sevgi Atlıhan
İş Bankası Kültür Yayınları 
Okul öncesi



28 Şubat 2015 Cumartesi

BEN NE ZAMAN DOĞDUM?


Pencerenin önündeki yumurta aniden çatlar ve Memo'nun günlerdir doğumunu beklediği kuş kabuğun içinden çıkar. Memo, bu mutlu haberi annesiyle paylaşır. "Bir kuş doğduu!" Annesi meşguldür ve Memo'nun verdiği haberle çok ilgilenmez. 
"Bugün çok özel bir gün" diye ısrar etti Memo. 
"Tabii" dedi annesi.
Memo sürdürmeye kararlıydı. 
"Bu günü kaydetmeliyiz. Kuşun doğum günü olarak tarihe geçmeli"
"Sen kendi doğum tarihini biliyor musun peki?" dedi annesi gülerek. 
Memo, öylece kalakalır. Doğum tarihini hatırlamamaktadır. Annesinin ona yardımcı olmaya hiç niyeti yoktur. Bulaşıkları kurulamaya devam eder. Böylece Memo'nun yolculuğu başlar. Doğru yanıtı acaba kim verecektir? Büyükannesi, büyük abisi, dedesi, güneş, göl, kurbağa, amcası, kuzini Ayşe, futbol sahasında top oynayan çocuklar, yolda koşu yapan bir adam, inşaat işleriyle uğraşan Mahmut Usta, mahallenin saatçisi Dursun... O da ne? Cevapların hepsi birbirinden farklıdır. Memo soru sorduğu insanların hepsinin kendi ilgi alanları, hayatında önem verdikleri şeyler doğrultusunda onun doğduğu günü anlattığını fark eder ve gururlanır. Ağaçların büyümesine, dantellerin örülmesine, inşaatların yükselmesine, savaşların bitmesine, insanların şişmanlamasına neden olan o çok özel doğum günü için bakalım Tombiş'in cevabı ne olacaktır?
Çocuk kitapları Almanca, Japonca ve Çince'ye de çevrilen, oyun yazarı, karikatürist, mimar ve çocuk kitapları yazarı ve çizeri Behiç Ak'tan keyifli bir hikâye. Siz de yakın çevrenizde kendi doğum gününüzün izini sürebilirsiniz. 




Yazan ve resimleyen Behiç Ak
Odtü Yayıncılık
Okul öncesi

22 Şubat 2015 Pazar

BÜYÜK SÖZCÜK FABRİKASI

Büyük Sözcük Fabrikası'nı bu yazıyla tanımıştım.
Yazının sonunda yer alan özensiz çeviri ibaresi nedeniyle satın almak istememiş ancak varlığını da unutmamıştım. Geçen haftalarda kütüphanede bir anda karşıma çıkınca ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Sevginin renginde kıpkırmızı, insanın içini ısıtan bir öykü.
Bir ülke düşleyin, ağzı olanın değil parası olanın konuştuğu, sevdiğinize söylemek için güzel kelimeleri satın almanızın gerektiği... Güzel kelimeler hiç de ucuz değil üstelik. Çöpü karıştırıp atılmış sözcükler bulmanız mümkün ancak kim sevdiğine "keçi pisliği", "tavşan poposu" gibi kelimeler söylemek ister. Ya da ilkbaharda ucuza alınan "vantrolog", "filedentron" gibi bir kelimeyi... Bazen sözcükler havada uçuşur, bir kelebek filesiyle yakalayabildiklerinizi akşam yemeğinde ailenize söyleyebilir veya ertesi gün sevdiğinize saklayabilirsiniz.
Bu ülkede yaşayan üç çocuğun hikâyesi bu. Özgür, Gürbüz ve Cemile'nin. Gürbüz'ün ailesi zengin, istediği kelimeleri satın alabiliyor ve Cemile'ye aşkını ifade edebiliyor. Bunu duyan Özgür çok üzülür çünkü  o da Cemile'ye âşık ve elinde sadece dört kelime var: Kiraz, toz, sandalye ve bir daha.* Bu kelimeler Cemile'ye sevgisini göstermeye yetecek mi? Cevabı kitapta.

*Keşke çevirmen bir daha yerine yeniden, tekrar gibi gerçekten tek kelimelik bir karşılık bulsaymış.


Yazan Agnes de Lestrade
Resimleyen Valeria Docampo
Çeviren Çağıl Öksüztepe
Aylak Kitap
Okul öncesi
 

11 Şubat 2015 Çarşamba

KÜÇÜK KAZ CAMBAZ İSTANBUL'DA

Kütüphanede bulduğumuz bir kitap daha.
Deniz, her yeni, hoşuna giden kitap gibi, bunu da üst üste okuttu. Onun kitabı sevdiğine hiç şüphe yok ancak benim aynı kanaatte olduğumu söylemek güç. Metni her okuduğumda dilimin sürçmesinin, hatalı okumuş gibi hissedip duraksamamın uykumun gelmesi dışında bir sebebi olmalı! Dilde kafiye yaratmak için uğraşılmış ama sanki sesli okunmamış ve aksayan, kulağı tırmalayan yerler üzerinde çalışılmamış. Hikâyenin fikri güzel. Biraz daha özenle baş tacı edilecek bir kitap yaratılırmış (bence).
İstanbul semalarında uçan bir kaz kafilesinin en küçük üyesidir, Cambaz. Uçmaktan yorulunca dinlenmek üzere Sultanahmet meydanına iner. Arkadaşı Zarif ile gezinen her daim aç kedi Sarman'ın hemen önüne. Sarman bu, Cambaz'ı görünce biraz evvel yemek yediğini unutur, ağzı sulanır ve Cambaz'ın ardına düşer. Yavru kaz önde, kediler arkada İstanbul'un tarihi mekânları arasında macera başlar. Topkapı Sarayı, Ayasofya, Galata Kulesi, Yerebatan Sarnıcı, Galata Köprüsü, Taksim meydanı, Dolmabahçe Sarayı, Ortaköy, Boğaziçi Köprüsü, Prens adaları, Kız kulesi, Rumelihisarı. Tüm bu mekânlara ait ayrıntılar Deniz'in ilgisini çekti ve pek çok soru sordu. Çizgiler daha gerçekçi olsaydı, gerçek hayatta o yapıyla karşılaştığında, tanıyabileceği gibi resmedilseydi keşke. Sara Şahinkanat'ın yazdığı, Ayşe İnan Alican'ın resimlediği Bilgi Avcıları Gizli Görevde- Beyoğlu Macerası örneği gibi mesela.
Metinde kafiyeli bir dil kullanmanın amacı sesli okuduğunda bir melodi yakalamak değil midir? Kimi uzun cümlelerin ardından gelen kısa cümleler bende sanki bir kelimeyi okumayı unutmuşum hissi yarattı her defasında. Okumam tekledi. Bu durumu sevmedim.
Örneğin; Bir kule vardı denizin ortasında./ Yorulan küçük kazlar için/korunak mı acaba?
Bunun yerine ufacık, kısacık "bir" kelimesi eklenseymiş ve Bir kule vardı denizin ortasında./ Yorulan küçük kazlar için/ bir korunak mı acaba? Daha iyi olmaz mıymış?
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Belki Deniz'le okuduğumuz onca mükemmel metinden sonra ben zor beğenir oldum, bilemiyorum. Daha albenili bir çizim olsaydı bu küçük kusurlar rahatlıkla gözümden kaçardı, eminim.



Yazan Gülsevin Kıral & Leyla Emory
Resimleyen Buket Gencer
Manolin Yayınları
Okul öncesi

3 Şubat 2015 Salı

KAPTAN TEKGÖZÜN DEFİNESİ


Tüm dünyada 3 milyon satan Kaptan Tekgöz'ün Definesi'ni kütüphanede bulduğum ve Korky Paul adına aldanıp alışveriş sepetine atmadığım için mutluyum. Elinize geçerse okuyun ama Kapı Komşumuz Korsanlar Başrolde Kurukafa Ailesi gibi bir eğlence beklemeyin.
Sakar Cadı Vini serisinin çizeri Korky Paul'ün resimlerine bayılmamak mümkün değil. Kaptan Tekgöz'ün Definesi'nin Sakar Cadı Vini çizimlerinden aşağı kalır yanı yok. Tahta bacaklı, tek gözü korsan bandıyla kapalı Kaptan Tekgöz, birbirinden afacan boy boy yirmi beş çocuğu, rengârenk yamalı bez yelkenli korsan gemileri, zalimlikte sahibini aratmayan tekir kedi, korsan kardan adam ve daha nice ayrıntı... Her sayfada sizi renkli, eğlenceli çizimler bekliyor. Resimler tek tek uzun uzun incelenmeyi hak ediyor ancak metin kısa ve biraz yavan.
O yüzden arka kapak yazısını aktarmakla yetineceğim.
Kaptan Tekgöz diğer korsanlardan farksız. Gemileri ele geçiriyor, düşmanlarını kalasın üstünde yürütüyor ve definesini dünyanın dört bir yanına gömüyüor. Ama Kaptan Tekgöz'ün üç sırrı var...

Yazan Peter Carter
Resimleyen Korky Paul
Çeviren Bülent O. Doğan
Okul öncesi
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları