Bu Blogda Ara

7 Ocak 2014 Salı

BURUN

Burun, Deniz'in sahip olduğu yazar imzalı ilk kitabı. Hayır, Yekta Kopan'ın imza gününe gitmedik. Daha özel bir hikâyesi var. Albert Camus'nün 100. doğum günü için Yekta Kopan rehberliğinde gittiğimiz Paris turunda imzalattık kitabı. Kitabı yayına hazırlayan Tanay Burcu Ural Kopan'dan görsellerin hikâyesini dinleme ayrıcalığı da işin sürprizi oldu.
Geziye çıkmadan önce Yekta Kopan'ın bir de çocuk kitabı olduğunu görünce almak ve Deniz için imzalatmak istedim. Vize başvurusu için İstanbul'a gittiğimizde Nişantaşı Remzi Kitabevi'ne sorduk.(Oysa Nişantaşı'nda Yalvaç Abi Kitabevi varmış, bilmiyordum.) Ellerinde yoktu. Sipariş verdik. Yola çıkmadan önce kitap elimize geçti. Ancak Deniz'e okuyamamış ve tepkisini görememiştik. Tatil dönüşü diğer hediyelerle birlikte kitabı da Deniz'e verdik. Çikolata, içi şekerleme dolu bir Eyfel kulesi ve müzik kutusu daha çok ilgisini çekti. Kitabı da o günlerde bir kez birlikte okuduk. Çok ilgisini çekmediğini düşünmüşken bir kaç gün önce kitabı getirdi. "Ali'nin burnu nerdeymiş anne?" diye sordu.

Ali bir sabah uyanır ve burnunun olması gereken yerde yani yüzünün tam ortasında olmadığını fark eder. Annesine sorar. Buzdolabında yiyecekleri kokluyor olabileceğini söyler. Buzdolabının kapağını açar bakar. Orada yoktur. Ütü yapan babasına( resimlemelerde geleneksel rol modelleri yok) sorar. Babası balkonda olabileceğini söyler. Orada da yoktur. Ablasına sorar. O da burnunu kaybetmiştir. Ali'ye yardımcı olamaz.
Bu arada her sayfada yazılı hikâyeden bağımsız görsel bir yan hikâyecik de gizli. Karnı acıkan fare gizlice buzdolabını açar, bulduğu peyniri yuvasına götürür. Gazetede sörf yapan bir köpek resmi gören evin köpeği tatile çıkmaya karar verir çantasını hazırlar. Salyangoz kitap okur. Babası ve Ali balkondan dışarı bakarken sokakta kulağını düşürmüş bir adamın kulağın peşinden koştuğunu görür. Evin köpeği omzuna çıkınını asmış tatile gitmektedir. Köpek geri döner. Banyodaki küvete su doldurur. Tatilini burada geçirecektir.
Anneannesi, Ali'ye burunların temizlenmeyi çok sevdiğini, burnunun banyoda olabileceğini söyler. Ali'nin burnu oradadır. Lavabonun kenarında uyuyakalmıştır. Ali hazır banyoya gitmişken dişlerini de fırçalar. Ali'nin hikâyesi sabahları elimizi, yüzümüzü yıkamak, burnumuzu temizlemek ve dişlerimizi fırçalamak konusunda bir rol modeli oluşturuyor. Ancak bu mesajı büyük harflerle ve parmağını sallayarak gözümüze sokmadan söylüyor. Bizim her arabaya bindiğimizde emniyet kemeri taktığımızı gören Deniz'in oyunlarında bile emniyet kemeri takması, hayali motosikletine binerken eldivenlerini ve kaskını takması gibi.
Burun
Yazan:          Yekta Kopan
Resimleyen: Alex Pelayo
Yayınevi:     Marsık Yayıncılık
Yaş grubu:   Okul öncesi
 
Kitabın kapağında Yekta Kopan'ın ve Alex Pelayo'nun çocukluk hikâyeleri de var.
Yekta Kopan
Çocukluğu Ankara’da geçti. Küçükken misket, topaç, birdirbir, kovalamaca gibi oyunlarda çok başarılıydı ama bir türlü bisiklete binmeyi öğrenemedi. İlkokuldayken bir arkadaşıyla birlikte tek sayfa-tek sayıdan oluşan Dıgıdık adında bir mizah dergisi çıkardı.
Dergiyi satmayı bir türlü başaramadılar. Satabilselerdi kazandıkları parayla kitap alacaklardı çünkü en sevdikleri şey okumaktı.
Kitap okumak, yazarın hâlâ en sevdiği şey ve hâlâ bisiklete binmeyi bilmiyor.
Alex Pelayo
Matanzas, Küba’da doğdu. Çocuklar için bir şeyler çizmeye başladığından bu yana büyümeyi bıraktı. Çizdiği kitaplar Arjantin, Bolivya, Şili, Ekvator, İspanya ve Uruguay’da yayımlandı. Küçük bir çocukken pul koleksiyonu yapardı; oysa şimdilerde yalnızca konser, tiyatro, sinema biletleri ve küçük taşlar biriktiriyor. Kolları çok uzun olduğu için, birkaç kişiye aynı anda çok sıkı sarılabiliyor. Her şeyi çabuk unutan çizer, geceleri uyurken de horluyor.
 
Bu da kolları uzun Alex (Yekta Kopan'ı NTV'de uzun yıllar yayınlanan Gece Gündüz programından tanımayan yoktur herhalde)
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder